| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

MAGAZİN AJANI

Avrupa Konseyi 6 milyon yeni seçmeni inceliyor

Geçen hafta Strasbourg’da Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon’u ziyaret ettim.
Türkiye, mayısta, Avrupa Konseyi’nin önemli organlarından biri olan bu kongrenin başkanlığını üstlendi. Avrupa Parlamenterler Meclisi nasıl Denetim Komisyonu’yla Avrupa’da ülkeleri ve genel seçimleri izliyorsa, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi de yerel birimleri ve seçimleri izliyor.
Parlamenterler Meclisi son seçimde Türkiye’deki yüzde 10 barajını eleştirmişti.
Şimdi yerel seçimler yaklaşırken gözler, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde toplandı.
Başkan Mildon ve Alman yardımcısıyla görüşürken “Yerel seçimde Türkiye’ye de gözlemci gönderecek misiniz?” diye sordum. Birbirlerine bakıp gülümsediler. “Türkiye’den gelecek davete bağlı” dediler.
Konunun Kongre’nin gündeminde olduğu anlaşılıyordu.
* * *
Yavuz Mildon açısından zor bir durum var ortada...
Çanakkale’nin AKP’li İl Genel Meclisi üyesi olan Mildon, 1995’ten beri görev yaptığı Avrupa Konseyi’nde, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanlığı’na kadar yükselmeyi başardı ve muhafazakârların oylarıyla kongrenin ilk Türk Başkanı oldu.
Bu heyetle çoğu Balkan ve Kafkas ülkelerindeki yeni demokrasilerde, Arnavutluk’ta, Moldova’da, Sırbistan’da, Bosna Herkes’te, Ermenistan’da pek çok seçim izlediler, gözlem raporları yazdılar, uyarılar yaptılar.
Bugünkü zorluk şurada:
Kongrenin başkanının ülkesindeki yerel seçimlere gölge düşürecek iddialar gündeme geliyor.
Türkiye, bir yıl içinde ortaya çıkan 6 milyon yeni seçmeni tartışıyor. Muhalefet lideri konunun “şaibeli” olduğunu açıklıyor.
Bu durumda Avrupa Konseyi de harekete geçer mi?
İşte Mildon’un yanıtı:
“Başkan olarak Türkiye’nin seçim incelemesi geçirmesini istemem. Diğer ülkeleri gördükten sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkiye’deki seçim ve seçmen yazım sistemi, birçok Avrupa demokrasisininkinden daha güçlü... Ve böyle gündeme gelmemiz çok üzücü... Ancak burada seçim gözlemleri sırasında en dikkat edilen konuların başında seçmen listeleri geliyor. O yüzden de ‘6 milyon yeni seçmen’ konusundaki haberler tabii dikkatle inceleniyor. Avrupa’nın ‘şaibe’ söylentilerini görmezden gelmesi mümkün değil. Henüz resmen konuşulmadı, ama şikâyet halinde heyet harekete geçebilir. Türkiye’nin bu konuyu bir an önce aydınlığa kavuşturmasında yarar var.”
* * *
Aslında kongre, ilgili hükümetin davetiyle gözlemci gönderiyor, ama davet edilmemek de kuşkulu bir durum yaratıyor.
Üstelik Türkiye zaten Sur Belediyesi meselesi yüzünden kongrenin gündeminde... Diyarbakır’daki Sur Belediye Başkanı ve Meclis üyelerinin “çok dilli belediyecilik’ kararı gerekçesiyle (karara muhalif kalan üyeler de dahil) görevden alınması “antidemokratik” bulunmuştu.
12 Ocak’ta Konsey’den bu konuyla ilgili iki raportör gelecek. Onların hazırlayacağı rapor doğrultusunda muhtemelen eleştirel bir karar tasarısı çıkacak.
Bu konu gündemdeyken 6 milyon yeni seçmene ilişkin bir şikâyet olursa Avrupa’dan yeni gözlemciler gelebilir ve Türkiye şaibeli yerel seçim iddiasıyla karşı karşıya kalabilir.
Avrupa işi Ankara’da kimsenin umurunda mı bilmem; ama “şaibeli seçim”in Batı’da (da) pek makbul sayılmadığını hatırlatmakta yarar var.milliyet

Dünya, otomotivi kurtarma peşinde


Levent Köprülü

Sadece ABD değil, dünyanın pek çok ülkesi otomotiv sektörünü kurtarabilmek amacıyla çalışmalar başlatırken, bu çalışmaların sonucunda şekillenen planlar art arda açıklanıyor

Dünya ekonomi gündeminin son haftalarda en çok tartışılan konulardan biri, Amerika’da üç otomotiv devinin kurtarılmasına ilişkin çalışmalar oldu. Her ne kadar kurtarma planı askıya alınmış gibi görünse de, ABD Başkanı Bush’un “Batmalarına izin vermeyeceğiz” sözleri, umudu canlı tutmaya devam ediyor.
Tüm gözler ABD’deki yardım planlarına çevrilmiş olsa da, aslında dünyanın pek çok ülkesinde otomotiv sektörünü kurtarma konusunda adımlar atıldı bile. Hatta bu yardımlardan, ABD’de umutsuz bekleyiş içinde olan General Motors ve daha iyi konumda bulunan Ford’un kolları da yararlandı. Nitekim İsveç hükümetinin açıkladığı 3.4 milyar dolarlık yardım paketi, GM bünyesindeki Saab ve Ford bünyesindeki Volvo’yu kapsayacak.

Çin bile adım attı
Sektörün sağladığı iş imkanları ve katma değeri düşünen pek çok hükümet, destek çalışmalarının düğmesine basmış durumda.
Fransa, otomobil alımlarında düşük karbondioksit salınımına sahip araçlar için 1.000 euro destek verirken, PSA Peugeot Citroen ve Renault ile görüşmelerini sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, otomotiv ana ve yan sanayicilerine destek için ellerinden geleni yapacaklarını belirtirken firmalardan Fransa dışında yeni yatırım yapmamalarını istiyor. Satışların yüzde 50 düştüğü İspanya’daysa hükümet, sektöre yönelik 800 milyon euro tutarında yardım paketi hazırlıyor. Almanya’da da sektöre destek için eyaletler bazında destek paketleri hazırlanıyor.
Araç satışlarının geçen ay yüzde 16 düşüş yaşadığı Çin’de de benzer bir durum söz konusu. Pek çok firmanın üretimini düşürmesi üzerine harekete geçen Çin Endüstri Bakanlığı, vergi indirimi, düşük faizli krediler ve yaşlı araçların trafikten kaldırılması gibi planlar üzerinde çalıştıklarını bildirdi.


Kriz sonrası ‘yaşam’ senaryoları
Ekonomik durgunluğun yeni yıla da taşınması ve otomotiv şirketlerini olumsuz etkilemesi, bu dönemin sonunda hangi marka ve firmaların hayatta kalacağına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.
ABD’de yardım planına onay verilse bile, bazı Amerikan markaları tarihe karışacak. General Motors’un, Pontiac ve Saturn markaları konusunda ciddi çalışmalar yürüttüğü biliniyor.
Fiat Grubu CEO’su Sergio Marchionne de geçen hafta bu dönem sonunda hayatta kalacak şirket sayısının iki elin parmaklarını geçmeyeceğini söyledi. Marchionne’ye göre, global bir üreticinin yaşayabilmesi için yılda 5.5 milyonun üzerinde toplam üretim yapması gerekiyor. Pek çok üreticinin bağımsız olarak bu miktarı yakalaması hayli zor. Yani ittifaklar çoğalacak.
Nitekim Fiat ile PSA Grubu’nun işbirliği için geçen hafta görüşmeler yapıldığı haberleri yayıldı. Bunun bir ittifak mı, işbirliği mi olacağı kesinleşmiş değil. Uzman çevreler, ticari araç konusunda ortaklıkları bulunan iki grubun, bunu geliştirmesinin de söz konusu olabileceğini belirtirken, iki şirketin toplam üretim rakamlarının bu ittifakı dünyanın dördüncü büyük üreticisi durumuna sokabileceğini söylüyorlar. 


Herkes kendi çözümünü yaratıyor
Türkiye’de olduğu gibi dünya çapındaki yan sanayi firmaları da, ana üreticilerin sıkıntılarını bire bir yaşıyor. Düşen satışlar ve üretim nedeniyle zor günler yaşayan yan sanayicileri, elbette onlarla iş yapan ve yapmak isteyen ana üreticiler korumaya çalışıyor.
Nitekim yan sanayi firmalarıyla birlikte krizi hasarsız atlatmaya özen gösteren büyük üreticiler, bu amaçla çeşitli yöntemlere başvuruyorlar. İşte örnekleri:

BMW
Güçlü tedarikçilerini zayıf olanları satın alma konusunda cesaretlendirmeye çalışıyor
Ödemeleri hızlandırıyor
Aldığı parçaların fiyatlarına geçici zamlar yapıyor 

FORD
Ödemeleri hızlandırıyor.
Kredi açıyor

DAIMLER
Bazı parçalara geçici olarak kendisi zam veriyor
Çalıştığı firmalara maliyet azaltma ve verimlilik konusunda öneriler yapıyor

PORSCHE
Üretim için gerekli makine alımında destek oluyor

PSA
Ödemeleri hızlandırıyor
Bazı parçalarda peşin ödeme yapıyor
Bu şirketler için hammadde alımı yapıyor
Kredi bulmalarını sağlıyor
İttifak ve işbirliği yapmaları konusunda tavsiyeler veriyor

RENAULT
Ödemeleri hızlandırıyor

VOLKSWAGEN 
Satın alma birimi içinde tedarikçilerinin batmasını önlemek amacıyla özel bir takım kurdu  milliyet

Ayşe Hanım Teyzem soruyor: Parası olmayan hastaneye nasıl gidecek?

Ayşe Hanım Teyzem, “Parası olanlar hastaneye gitmek için her ay bir ücret ödeyecekmiş. Parası olmayan ise bedavadan muayene olacakmış? Komşular sorup duruyor. Şu işim aslını bir öğrensene” diyerek beni görevlendirdi.
Ben de bu işi en iyi bilen “Sosyal Güvenlik Uzmanı” Ali Tezel’i aradım. Ondan öğrendiklerimi daha sonra Ayşe Hanım Teyzem’e aktardım.
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası adında bir kanun çıkarıldı. Bu kanuna göre, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’na üye olanlar veya bu kurumlardan emekli maaşı alanlar özel, kamu ve üniversite hastanelerinden istediklerine başvurarak belli sınırlar içinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek.
Daha önce de bu kesimdekilerin sorunu yoktu. Sorunu olanlar, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur, Emekli Sandığı gibi devletin 3 sosyal güvenlik kuruluşunun şemsiyesi altına giremeyenler.

Fakire bedava sağlık hizmeti
Yeni kanun işte onlar için yeni hizmetler getiriyor. Bu üç sosyal güvenlik kurumundan yararlanamayanlar, ama “devletin sağlık hizmetlerinden” yararlanmak isteyenler evlerinin bulunduğu ilçenin kaymakamlığına bir dilekçe verecekler.
* Kaymakamlıktan “ailelerinin gelir durumunun” tespitini isteyecekler.
* Kaymakamlık önce ailenin toplam aylık gelirinin ne olduğunu sorup soruşturarak belirleyecek.
* Sonra ailenin toplam aylık geliri, aile fertlerinin sayısına bölünecek.
* Eğer kişi başına düşen aylık gelir rakamı 212.90 YTL’nin altında ise kaymakamlık her bir aile ferdi için “yeşil kart” verecek. “Yeşil kart” alanlar sadece devlet hastanelerinden bedava, her türlü sağlık hizmetini alabilecek. (Yeşil kartlılar üniversite hastaneleri ile özel hastanelere gidemeyecek.)
* Eğer kişi başı aylık gelir, 212.90 YTL ile 638.70 YTL arasında ise (asgari ücretin 1/3’ünden düşük ise) ücretsiz sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen her bir kişi, her ay 25.50 YTL sağlık hizmeti katkısı ödeyecek.
* Kişi başı aylık gelir 638.70 YTL ile 1.257.00 YTL arasında ise sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen her bir kişi için her ay 76.00 YTL sağlık hizmeti katkısı ödenecek.
* Kişi başı aylık gelir 1.257.00 YTL’nin üzerinde ise her bir kişi için her ay 154.00 YTL sağlık hizmeti katkısı ödenecek.

Herkes bu hizmetten yararlanacak
* 18 yaşına kadar çocuklar anne veya babalarının sağlık sigortası kartıyla sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Eğitime devam eden çocuklarda yaş sınırı 25 olarak belirlenmiş. Bu yaştan sonra çocuklar da (ailenin aylık gelir durumuna göre) hangi gruba giriyor ise o gruptaki şartlara göre ya yeşil kart almak ya da prim ödemek koşuluyla sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek.
Ailelerin gelirleri ile ilgili tüm bilgiler Genel Sağlık Sigortası Kurumu’nda toplanacağından, aile gelirini eksik bildirenler sağlık hizmetlerinden yararlanma imkânını kaybedecek. Aylık katkı payını bir ay ödemeyen, ertesi aydan itibaren sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak.
Aylık gelir tespiti için kaymakamlıklara başvurmayanlar, aylık katkı payı ile sağlık hizmetlerinden yararlanmak için doğrudan Sosyal Güvenlik kurumu’na başvuranlar, en yüksek aylık katkı payı olan aylık 154.00 YTL grubundan işlem görecekler.
* Yeşil kartları kaymakamlıklardaki “yeşil kart” büroları verecek. Başvurudan yaklaşık bir hafta sonra yeşil kartlarını alabilmeleri gerekiyor.


İsteyene özel hizmet imkânı var
* Aylık katkı payı/prim ödeyecek olanlara herhangi bir belge/sağlık karnesi verilmiyor. Onların isimleri Sosyal Güvenlik Kurumu bilgisayarına (Medula sistemine) geçiriliyor. Sağlık hizmeti için hastaneye başvurduklarından hastaneler bilgisayardan başvuru sahibinin isminin olup olmadığına bakarak (provizyon/muayene ön izin alarak) sağlık hizmeti veriyor.
Ali Tezel’den öğrendiğime göre, 
* Yeşil kart alanlar sağlık hizmetlerinin (muayene, ameliyat ve ilaç için) devlet hastanelerine ve eczanelere para ödemeyecek.
* Aylık katkı payı/primi ödeyen hastalar (1) Hastanede farklı bir hizmet istiyorlar ise örneğin, hastanenin hizmet veren doktorundan bir başkasını bir doçenti veya profesörü istiyorlar ise normal ücretin 3 katı ödeme yapacaklar. (2) Normal hastane yatağına 25 YTL ödeyecek iken özel yatak isterler ise 75 YTL, donanımlı özel oda isterler ise 120 YTL ek ödeme yapacaklar.  milliyet

TÜSİAD Başkanı Yalçındağ: Ekonomi artık gerileme dönemine girmiş bulunuyor

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, küresel krizin 2006 yılının ikinci yarısından itibaren yavaşlama işaretleri veren Türkiye ekonomisini artık gerileme dönemine soktuğunu belirterek, “Sanayi üretim endeksi son üç aydır geriliyor. Ekim ayında imalat sanayindeki gerileme yüzde 10.3’e ulaşmış durumda. Bu gerilemenin gelecek aylarda da devam etmesi sürpriz olmayacak. Bu koşullar altında büyüme hızının 2008’in ikinci yarısından itibaren hızla düşmesi hatta negatife dönmesi ihtimal dahilinde" diye konuştu. Yalçındağ, böyle bir dönemde IMF ile yapılacak bir anlaşmanın özel sektörün döviz yükümlülükleri açısından nefes aldıracak bir gelişme olacağını vurguladı.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, TÜSİAD, DEİK ve İMKB tarafından düzenlenen "Küresel Ekonomi ve Türkiye" konulu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, OECD’nin son tahminlerine göre Türkiye’nin büyüme hızının 2009 yılında yüzde 1.6 olacağını ifade ederek, “Bugün artık biliyoruz ki, ne kadar sağlam olursa olsun, ne kadar iyi yönetilirse yönetilsin, dünya üzerindeki tüm ülkeler, tüm sektörler, tüm şirketler için krizin bulaşma hızı ve şiddeti ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden ayrıştığı, bu nedenle ABD kaynaklı bir yavaşlamanın dünya ekonomisi üzerindeki negatif etkisinin sınırlı kalacağı tezi de geçerliliğini yitirmiş durumdadır" dedi.

AŞAĞI DOĞRU REVİZYON
TÜSİAD Başkanı, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden ayrıştığı, bu nedenle ABD kaynaklı bir yavaşlamanın dünya ekonomisi üzerindeki negatif etkisinin sınırlı kalacağı tezinin de geçerliliğini yitirmiş olduğunu savunarak şöyle devam etti:
“IMF, dünya ekonomisinde beklenen yavaşlamaya ilişkin tahminlerini sürekli olarak aşağı doğru revize ediyor. OECD de, birkaç hafta önce yayınlanan Kasım 2008 Ekonomik Görünüm raporunda, OECD bölgesine ilişkin büyüme hızı tahminini 2009 yılında yüzde 0.4 olarak açıkladı. Raporda 2009 üçüncü çeyreğinden önce OECD bölgesinde yeniden pozitif büyüme hızlarına geçilemeyeceği ve ekonomideki derin yavaşlamaya karşı yeni makroekonomik desteklerin gerektiği vurgulanmıştı. Küresel ekonominin geleceğine ilişkin endişelerin yoğunlaşması, tek tek ülkelerin krizle mücadele etme şansının sınırlı olduğunu ve ülkeler arasında iş birliği yapılması halinde alınacak önlemlerin etkisinin artacağını gösterdi. Aslında Bu krizden çıkartılan en büyük derslerden biri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birbirine ne kadar bağımlı olduğu ve ekonomik desteklerin eşgüdüm içinde alınması gerektiği oldu. Geçen ay toplanan G20 Zirvesi’nin de teyit ettiği gibi, bu krizin etkilerinin hafif atlatılması ve resesyonun mümkün mertebe kısa sürmesi, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik performansına bağlı."

“50 MİLYAR DOLARLIK NEFES ALIRIZ"
Yalçındağ konuşmasında, IMF ile yapılacak anlaşma sonucunda sağlanacak kredinin önemine değinerek, “Türkiye’de bayram öncesi Merkez Bankası’nın ihracatçı şirketlerin reeskont imkanlarını genişletmesi ve döviz cinsinden kredilerde zorunlu karşılık oranını indirmesi, piyasaları biraz olsun rahatlattı. Bu önlemler ile birlikte, IMF ile yapılacak bir anlaşma piyasalara ilişkin belirsizliği ortadan kaldıracak, uygulanacak ekonomi politikalarının genel çerçevesini çizerek geleceğin öngörülebilir olmasını sağlayacak ve uluslar arası piyasalarda Türkiye’nin kredibilitesini artıracaktır. Ayrıca anlaşma ile sağlanacak kredi imkanı, uluslararası likiditenin kuruduğu bu dönemde, bir yıl içinde yaklaşık 50 milyar doları bulan dış borç ödemesi olan Türkiye’nin nefes almasına imkan sağlayacaktır" diye konuştu.

“İTHALAT TALEBİ DÜŞERSE İŞLER DAHA ZORLAŞIR"
Yalçındağ, geçen ay toplanan G20 Zirvesi’nin de teyit ettiği gibi, bu krizin etkilerinin hafif atlatılması ve resesyonun mümkün mertebe kısa sürmesinin, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik performansına bağlı olduğunu ifade ederek, “Unutmayalım ki dünyadaki büyümenin dörtte üçünü yükselen piyasa ekonomileri sağlıyordu. 2009’da ise gelişmiş ülkeler gerilerken, tüm büyümeyi gelişmekte olan ülkeler sağlayacak. Gelişmiş olan ülkelerde iç talepteki durgunluğun üstüne, bir de gelişmekte olan ülkelerin ithalat talebinin yavaşlamasının eklenmesi durumunda, şüphesiz resesyondan çıkış daha zor olacak ve daha uzun sürecek" dedi.

“LİKİDİTENİN BOLLAŞMASI GEREKİYOR“
TÜSİAD Başkanı, gelişmiş olan ülkelerde iç talepteki durgunluğun üstüne, bir de gelişmekte olan ülkelerin ithalat talebinin yavaşlamasının eklenmesi durumunda, resesyondan çıkışın daha zor olacağı ve daha uzun süreceğini dile getirerek şunları söyledi:
“Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi 1990’lardan bu yana tüm dünyada büyüme hızının artmasına imkan sağlamıştı. Bugünlerde, düşen büyüme sürecinden kurtulup yeniden yüksek büyüme sürecine geri dönebilmek için daralan uluslararası likiditenin de bollaşmaya başlaması gerekiyor. Dünya ekonomisinin ihtiyaç duyduğu uluslararası likidite ve talep canlanması, ancak tüm ülkelerin işbirliğiyle sağlanabilir. Gerek ülkeler arasındaki işbirliği ihtiyacı, gerekse kriz sonrasında finansal mimaride meydana gelecek değişiklikler, çokuluslu kurumların sorumluluklarını ve rollerini de artırıyor. Küresel piyasalar küresel çözümleri gerektiriyor."

“DENETİMDEN SORUMLU KURUM YOK"
Yalçındağ, bugün yaşanan krizin ana nedenlerinden birinin, dünya çapında serbestleşen sermaye hareketlerinin düzenlenmesinden ve denetiminden sorumlu bir kurumsal yapının olmaması olduğunu belirterek, “Bugün yaşadığımız krizin ana nedenlerinden biri, dünya çapında serbestleşen sermaye hareketlerinin düzenlenmesinden ve denetiminden sorumlu bir kurumsal yapının olmamasıdır. Bu durum finansal piyasaları risklere açık hale getirmiştir. Kriz sonrasında ki dönemde, küresel piyasaların düzenlenmesini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler birlikte şekillendireceklerdir.Uluslararası finansal akımlar için kurgulanacak olan yeni denetim sisteminin başlıca özelliğinin daha fazla denetim yerine, daha akıllı denetim olacağını düşünüyoruz. Düzenlemeler, uluslar arası likiditenin bollaşmasına imkan sağlayacak esneklikte, ancak riskleri daha iyi yönetecek bir yapıda olacaktır. Eminiz ki, şimdiye kadar sürdürmüş olduğu çalışmalar ve bu çalışmalardan hükümetler için uygulamaya dönük pratik politikalar üreten OECD’ye bu süreçte önemli görevler düşmektedir" dedi.

AKP'yi şoke eden anket!

AKP'nin Ankara için yaptırdığı özel anket tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Vatan Gazetesi'nde bugün Veli Toprak imzası ile yeralan haber şöyle..




AKP, 7-9 Aralık tarihlerinde anlaşmalı olduğu şirketlerden birine Ankara Büyükşehir sınırları içinde özel bir anket yaptırdı. Başbakan Erdoğan’a sunulan anket şok etkisi yarattı. Ankette Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 40, Murat Karayalçın diyenler yüzde 35 çıktı

AKP, 7-9 Aralık tarihlerinde Ankara Büyükşehir sınırları içinde özel bir anket yaptırdı. Anket, partinin anlaşmalı olduğu şirketlerden birine yaptırılırken, sonuçlar parti yönetiminde şok etkisi yarattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunulan ve bazı AKP’lilerin de eline geçen anket sonuçları, Ankara’da AKP-CHP arasında müthiş bir yarış olduğunu gözler önüne serdi.

VATAN’an edindiği bilgiye göre, AKP’nin özel anketinden sürpriz sonuçlar çıktı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in adaylığına destek verenlerin oranı yüzde 40 olarak tespit edildi. Gökçek’i yüzde 35 ila CHP’nin Büyükşehir adayı Murat Karayalçın takip etti. Bu oy oranları, Gökçek-Karayalçın arasında yüzde 5’lik fark kaldığı da ortaya koydu.

MHP’nin oyu yükseldi

Öte yandan MHP, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı aday gösterme kararı aldı. Beypazarı’nda başarılı bir performans gösteren Mansur Yavaş, büyükşehir adaylığında MHP’nin oyunu artırdı. AKP’nin özel anketinde MHP’nin adayı Yavaş’a yüzde 17’lik destek çıktı.

Altınok birinci

Ankette aday adayları içinde en yüksek destek Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok’a çıktı. Geçtiğimiz hafta AKP’den Büyükşehir aday adaylığı müracaatında bulunan Turgut Altınok’a yüzde 43 oy çıktığı öğrenildi. Altınok bu yüzdeyle hem AKP içinde hem de muhalefetin adayları arasında en yüksek desteği ulaştı. Aynı ankette AKP’nin oyunun yüzde 46.5 olduğu belirtildi.

Bu ikinci özel anket

AKP, 12 büyükşehir için iki hafta önce anket yaptırmıştı. Parti yönetimine sunulan bu ankette Melih Gökçek’in oyu yüzde 43 çıkmıştı. İki anketin de aynı firma tarafından yapıldığı biliniyor. Anketi yapan firmanın yöneticisi VATAN’ın konuyla ilgili sorusuna, “İkinci anket özel bir çalışma olarak yapıldı, sonuçlarını ilgili kişilere bildirdik. Detay veremeyeceğim” demekle yetindi.

İzmir AKP’de temayül yoklaması

AKP, İzmir’deki yedi ilçede görev yapan partili belediye başkanlarının, yeniden aday gösterilip gösterilmemesiyle ilgili olarak temayül yoklaması yaptı. Temayül yoklamasında, AKP’nin İzmir’de yönetimde bulunduğu Aliağa, Buca, Bergama, Gaziemir, Kemalpaşa, Tire ve Ödemiş’teki belediye başkanları hakkında teşkilatın düşünceleri soruldu. Toplam 150 kişiden oluşan il yönetimi, kadın ve gençlik kolları her ilçe için ayrı ayrı oy kullandı.

İş Bankası’na Avrupa’dan ‘Mükemmeliyet’ ödülü

İş Bankası’nın, Avrupa çapında farklı sektör ve kategorilerde gerçekleştirilmiş iletişim projelerine her yıl verilen European Excellence Awards’a (Avrupa Mükemmeliyet Ödülleri) değer görüldüğü bildirildi.

İş Bankası’ndan yapılan açıklamada, İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirilen ‘Kumbara Sergisi’ ile ‘Finans’ kategorisinde, yine ‘Kumbara Sergisi’, ‘81 İlden 81 Öğrenci’ ve ‘Karneni Göster Kitabını Al’ projeleriyle ‘Türkiye’ kategorisinde finale kalan bankanın, ‘Karneni Göster Kitabını Al’ projesiyle ödül kazandığı belirtildi.
Ödüle layık görülen ‘Karneni Göster Kitabını Al’ kampanyasıyla, 2007-2008 öğretim yılının sona erdiği 13 Haziran 2008 tarihinden itibaren, karnesini herhangi bir İş Bankası şubesine getiren 1 milyon ilköğretim öğrencisine, Lewis Carroll’ın ‘Alice Harikalar Diyarında’ adlı kitabın armağan edildiği kaydedildi. Açıklamada, Avrupa’nın farklı ülkelerindeki iletişim uzmanları arasından seçilen jürinin, projeleri yaratıcılık, yenilikçilik, fayda-maliyet ilişkisi ve strateji kriterleri üzerinden değerlendirdiği vurgulandı.milliyet

"İşsizlik daha büyük bir problem olacak"

Koç Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, ''Global krizin'' Türkiye'yi de olumsuz etkileyeceğini belirterek, ''İşsizlik daha büyük problem olarak önümüze çıkabilir'' dedi.

Koç, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Koç Topluluğu işbirliğinde başlatılan, ''Ülkem İçin Ormanlar Ağaçlandırma'' kampanyasına katılmak üzere geldiği Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde, ağaçlandırma kampanyasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

''Yaşanan global krizin Türkiye'ye etkileri nasıl olur'' sorusu üzerine Koç, piyasaların daralmaya devam etmesi halinde önlem alınması gerektiğini savundu.

Koç, işsizliğin problem olduğu ülkede, krizin bu sorunu daha da büyütebileceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''İşsizlik şuanda da büyük problem. Piyasa bu şekilde daralmaya devam ederse, ona göre tabi önlem almak gerekiyor. İşsizlik daha büyük bir problem olarak önümüze çıkabilir. Çünkü, global krizden Türkiye'nin etkilenmemesi söz konusu değildir.

Bugün Türkiye, dünyanın 17. en büyük ekonomisidir. O bakımdan, bizim her ne kadar bankacılık sistemimiz sağlam olsa da reel sektörümüzün çok dikkat etmesi lazım. Çünkü yarın ne olacağını, maalesef öyle bir ortamdayız ki maalesef kimse kestiremiyor ve bunun ne kadar devam edeceği de belli değil.''

AA,,sabah

Davranışlara biraz dikkat etmek gerek'

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek, NTV'de, terörle mücadelede alınacak önlemler konusunda açıklamalarda bulundu.Terörün dinamik bir süreç olduğunu hatırlatan Çiçek, daha önce alınan tedbirlerin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Cemil Çiçek programda, Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu'nun, Aktütün Karakolu'na saldırı yapıldığı sırada Antalya'da golf oynaması ile ilgili olarak, "Hem konuşmamız hem de davranışlarımızda biraz dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Belli ki hassas bir ortamdan geçiyoruz. Normal zamanlarda bu tip şeyler normal karşılanır. Ancak, böyle bir dönemde toplum farklı tepkiler veriyor" demekle yetindi. Terörle mücadele konusunda iddialı konuşmanın yanlış olduğuna dikkat çeken Çiçek, "Terör bitti, beli kırıldı gibi klişe ifadeler terörle mücadelede işimizi güçleştiriyor. Orası bizim için BBG ise bunlar niye çözülmüyor? Bazı şeyler iç politika malzemesi yapıldı. Böyle olunca da vatandaşın kafası karışıyor. Sorular ve sorgulamalar yapılmaya başlandı. Bu iş sadece silahla olmaz. Başka tedbirlerin alınması lazım" diye konuştu. Çiçek, sınırda tampon bölge oluşturma önerisini ellerinin tersiyle itmediklerini ancak temkinli davrandıklarını da belirterek "Önce gerekli görüşmeler yapılmalı. Terör konusunda gerçekçi konuşulmalıdır" dedi,sabah

Baykal'dan AKP yorumu: Geldikleri gibi gidecekler

Dün Salihli'de, 10. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Günleri Fuarı'nın açılışına katılan CHP lideri Deniz Baykal, öğleden sonra İstanbul'a gelerek yenilenen Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi'nin açılışını yaptı. AK Parti'yi kastederek, "Geldikleri gibi gidecekler" diyen Baykal, şöyle konuştu: "Lafın bittiği yerdeyiz. Yıllardır söylediğimiz tehlikeyi herkes görmeye başladı. Ne teröre boyun eğeceğiz, ne yolsuzluklara. Terörü etkisiz kılacağız, yoksulluğu da ülkemizden dışarı çıkaracağız. Bunlar geldiler ama geldikleri gibi gidecekler. Demokrasilerde ebedi iktidar yoktur. Halkın oyuyla gelinir halkın oyuyla gidilir. Önümüzde fırsat var gereğini yapmalıyız",sabah

Kılıçdaroğlu'ndan bir Fırat belgesi daha

MENAS A.Ş.'den 1 Eylül 2007'de ayrıldım" diyen AKP'li Fırat'a belgeli yanıt veren CHP'li Kılıçdaroğlu, şirketin Nisan 2008'de verdiği vergi beyannamesinde Fırat'ın ortak gözüktüğünü açıkladı..
CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Eski ortağı ve yöneticisi olduğum MENAS A.Ş.'den 1 Eylül 2007'de ayrıldım" demesine karşın, şirketin Nisan 2008'de verdiği 2007 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi'nde Fırat'ın en büyük ortak olduğunun bildirildiğini açıkladı. Fırat'ın e-posta yoluyla, çeşitli belgeleri köşe yazarlarına göndermesi üzerine Kılıçdaroğlu dün TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Karşılıklı iddialar şöyle:

HAYALİ İHRACAT
* FIRAT:
Hazine Müfettişi raporuyla MENAS'ın hayali ihracat yaptığı iddiasının gerçek olmadığı saptandı. 500 YTL'lik DFİF primi için hayali ihracat yapılmaz.

* KILIÇDAROĞLU: Fırat niçin ısrarla hayali ihracatı saptayan Hazine Kontrolörü Orhan Tur'un raporunu açıklamıyor? Bu rapor üzerine, Fırat'ın sözünü ettiği Hazine Müfettişi raporunu hazırladı. Bu soruşturmayı 4 yıl savsaklayıp zaman aşımına uğratanlar hakkında hükümet soruşturma açtı mı? Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın açıklama yapmasını bekliyoruz. Soruşturma yapılmamışsa Fırat'ın elinin uzunluğu bir kez daha ortaya çıkacak. İngiliz gümrük makamları, bizim gümrük müfettişine 'ihracat yapıldığı belirtilen şirketin varolmadığını' bildiriyor. Fırat, bu yazıyı niçin açıklamıyor? DFİF teşvik primlerini küçük göstererek olayın boyutunu küçük göstermeye çalışıyor. Oysa DFİF priminin verildiği 1994 dolar kuru düşünülünce azımsanacak bir para değil.

KIRMIZI HAT
* FIRAT:
Hayati Yazıcı, MENAS'ın kırmızı hatta hiç alınmadığını bildirdi.

* KILIÇDAROĞLU: Yazıcı'nın belirttiği gibi madem MENAS'a yönelik engelleyici idari işlem yoksa niçin Fırat 'şirketin kırmızı hattan çıkartılması' talebinde talebinde bulundu?

ORTAKLIK
* FIRAT:
Ben 12.8.2007'de yapılan protokol üzerine, hisselerim karşılığında hesabıma yatırılınca 1.9.2007 tarihinde şirket hisselerimi devrettim.

* KILIÇDAROĞLU: Banka dekontlarının hiçbirisinde 'hisse devri bedeli' yazmıyor. MENAS, 2007 yılı kurumlar vergisi beyannamesini Nisan 2008'de vergi dairesine verdi. (MENAS'ın TIR'ında uyuşturucu yakalandığının ortaya çıktığı 9 Mayıs 2008 tarihinden önce.) Bu beyannamenin 'şirket ortakları ve sermaye payları' bölümünde, 31.12.2007 tarihi itibariyle Dengir, Helün ve Neval Fırat'ın elinde yüzde 40'lık hisse olduğu belirtiliyor. Yani bu tarih itibariyle Fırat şirketin en büyük ortağıdır. Aynı beyannamenin "kurum ortaklarına ve yönetim kurulu üyelerine ilişkin liste" başlığında da aynı ortaklar, aynı hisse oranları ile sayılmıştır. Sayın Fırat, uyuşturucunun yakalandığı 27.2.2008 tarihinde, MENAS'ın ortağı gözükmektedir. Beyannamede şirketin kâr payı da 177 bin 288 YTL olarak bildirilmiştir.,,sabah