TÜSİAD Başkanı Yalçındağ: Ekonomi artık gerileme dönemine girmiş bulunuyor
TÜSİAD
Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, küresel krizin 2006
yılının ikinci yarısından itibaren yavaşlama işaretleri veren Türkiye
ekonomisini artık gerileme dönemine soktuğunu belirterek, “Sanayi
üretim endeksi son üç aydır geriliyor. Ekim ayında imalat sanayindeki
gerileme yüzde 10.3’e ulaşmış durumda. Bu gerilemenin gelecek aylarda
da devam etmesi sürpriz olmayacak. Bu koşullar altında büyüme hızının
2008’in ikinci yarısından itibaren hızla düşmesi hatta negatife dönmesi
ihtimal dahilinde" diye konuştu. Yalçındağ, böyle bir dönemde IMF ile
yapılacak bir anlaşmanın özel sektörün döviz yükümlülükleri açısından
nefes aldıracak bir gelişme olacağını vurguladı.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, TÜSİAD, DEİK ve İMKB tarafından
düzenlenen "Küresel Ekonomi ve Türkiye" konulu toplantının açılışında
yaptığı konuşmada, OECD’nin son tahminlerine göre Türkiye’nin büyüme
hızının 2009 yılında yüzde 1.6 olacağını ifade ederek, “Bugün artık
biliyoruz ki, ne kadar sağlam olursa olsun, ne kadar iyi yönetilirse
yönetilsin, dünya üzerindeki tüm ülkeler, tüm sektörler, tüm şirketler
için krizin bulaşma hızı ve şiddeti ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden ayrıştığı, bu nedenle ABD
kaynaklı bir yavaşlamanın dünya ekonomisi üzerindeki negatif etkisinin
sınırlı kalacağı tezi de geçerliliğini yitirmiş durumdadır" dedi.
AŞAĞI DOĞRU REVİZYON
TÜSİAD Başkanı, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden
ayrıştığı, bu nedenle ABD kaynaklı bir yavaşlamanın dünya ekonomisi
üzerindeki negatif etkisinin sınırlı kalacağı tezinin de geçerliliğini
yitirmiş olduğunu savunarak şöyle devam etti:
“IMF, dünya ekonomisinde beklenen yavaşlamaya ilişkin tahminlerini
sürekli olarak aşağı doğru revize ediyor. OECD de, birkaç hafta önce
yayınlanan Kasım 2008 Ekonomik Görünüm raporunda, OECD bölgesine
ilişkin büyüme hızı tahminini 2009 yılında yüzde 0.4 olarak açıkladı.
Raporda 2009 üçüncü çeyreğinden önce OECD bölgesinde yeniden pozitif
büyüme hızlarına geçilemeyeceği ve ekonomideki derin yavaşlamaya karşı
yeni makroekonomik desteklerin gerektiği vurgulanmıştı. Küresel
ekonominin geleceğine ilişkin endişelerin yoğunlaşması, tek tek
ülkelerin krizle mücadele etme şansının sınırlı olduğunu ve ülkeler
arasında iş birliği yapılması halinde alınacak önlemlerin etkisinin
artacağını gösterdi. Aslında Bu krizden çıkartılan en büyük derslerden
biri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birbirine ne kadar bağımlı
olduğu ve ekonomik desteklerin eşgüdüm içinde alınması gerektiği oldu.
Geçen ay toplanan G20 Zirvesi’nin de teyit ettiği gibi, bu krizin
etkilerinin hafif atlatılması ve resesyonun mümkün mertebe kısa
sürmesi, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik performansına bağlı."
“50 MİLYAR DOLARLIK NEFES ALIRIZ"
Yalçındağ konuşmasında, IMF ile yapılacak anlaşma sonucunda sağlanacak
kredinin önemine değinerek, “Türkiye’de bayram öncesi Merkez
Bankası’nın ihracatçı şirketlerin reeskont imkanlarını genişletmesi ve
döviz cinsinden kredilerde zorunlu karşılık oranını indirmesi,
piyasaları biraz olsun rahatlattı. Bu önlemler ile birlikte, IMF ile
yapılacak bir anlaşma piyasalara ilişkin belirsizliği ortadan
kaldıracak, uygulanacak ekonomi politikalarının genel çerçevesini
çizerek geleceğin öngörülebilir olmasını sağlayacak ve uluslar arası
piyasalarda Türkiye’nin kredibilitesini artıracaktır. Ayrıca anlaşma
ile sağlanacak kredi imkanı, uluslararası likiditenin kuruduğu bu
dönemde, bir yıl içinde yaklaşık 50 milyar doları bulan dış borç
ödemesi olan Türkiye’nin nefes almasına imkan sağlayacaktır" diye
konuştu.
“İTHALAT TALEBİ DÜŞERSE İŞLER DAHA ZORLAŞIR"
Yalçındağ, geçen ay toplanan G20 Zirvesi’nin de teyit ettiği gibi, bu
krizin etkilerinin hafif atlatılması ve resesyonun mümkün mertebe kısa
sürmesinin, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik performansına bağlı
olduğunu ifade ederek, “Unutmayalım ki dünyadaki büyümenin dörtte üçünü
yükselen piyasa ekonomileri sağlıyordu. 2009’da ise gelişmiş ülkeler
gerilerken, tüm büyümeyi gelişmekte olan ülkeler sağlayacak. Gelişmiş
olan ülkelerde iç talepteki durgunluğun üstüne, bir de gelişmekte olan
ülkelerin ithalat talebinin yavaşlamasının eklenmesi durumunda,
şüphesiz resesyondan çıkış daha zor olacak ve daha uzun sürecek" dedi.
“LİKİDİTENİN BOLLAŞMASI GEREKİYOR“
TÜSİAD Başkanı, gelişmiş olan ülkelerde iç talepteki durgunluğun
üstüne, bir de gelişmekte olan ülkelerin ithalat talebinin
yavaşlamasının eklenmesi durumunda, resesyondan çıkışın daha zor
olacağı ve daha uzun süreceğini dile getirerek şunları söyledi:
“Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi 1990’lardan bu yana tüm
dünyada büyüme hızının artmasına imkan sağlamıştı. Bugünlerde, düşen
büyüme sürecinden kurtulup yeniden yüksek büyüme sürecine geri
dönebilmek için daralan uluslararası likiditenin de bollaşmaya
başlaması gerekiyor. Dünya ekonomisinin ihtiyaç duyduğu uluslararası
likidite ve talep canlanması, ancak tüm ülkelerin işbirliğiyle
sağlanabilir. Gerek ülkeler arasındaki işbirliği ihtiyacı, gerekse kriz
sonrasında finansal mimaride meydana gelecek değişiklikler, çokuluslu
kurumların sorumluluklarını ve rollerini de artırıyor. Küresel
piyasalar küresel çözümleri gerektiriyor."
“DENETİMDEN SORUMLU KURUM YOK"
Yalçındağ, bugün yaşanan krizin ana nedenlerinden birinin, dünya
çapında serbestleşen sermaye hareketlerinin düzenlenmesinden ve
denetiminden sorumlu bir kurumsal yapının olmaması olduğunu belirterek,
“Bugün yaşadığımız krizin ana nedenlerinden biri, dünya çapında
serbestleşen sermaye hareketlerinin düzenlenmesinden ve denetiminden
sorumlu bir kurumsal yapının olmamasıdır. Bu durum finansal piyasaları
risklere açık hale getirmiştir. Kriz sonrasında ki dönemde, küresel
piyasaların düzenlenmesini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler birlikte
şekillendireceklerdir.Uluslararası finansal akımlar için kurgulanacak
olan yeni denetim sisteminin başlıca özelliğinin daha fazla denetim
yerine, daha akıllı denetim olacağını düşünüyoruz. Düzenlemeler,
uluslar arası likiditenin bollaşmasına imkan sağlayacak esneklikte,
ancak riskleri daha iyi yönetecek bir yapıda olacaktır. Eminiz ki,
şimdiye kadar sürdürmüş olduğu çalışmalar ve bu çalışmalardan
hükümetler için uygulamaya dönük pratik politikalar üreten OECD’ye bu
süreçte önemli görevler düşmektedir" dedi.
