Hollanda Kanser Enstitüsü'nün son araştırmasında çarpıcı sonuçlara ulaşıldı
Hollanda
Kanser Enstitüsü tarafından yapılan son araştırmaya göre BRCA1 ve BRCA2
adlı genleri taşıyan kadınlarda göğüs kanserine yakalanma riski 2 kat
artıyor. Bu kadınların yüzde 85’i hayatlarının bir döneminde kansere
yakalanıyor. BRCA1 geni her 800 kadında bir, BRCA 2 geni de her 500
kadında bir görülüyor. Bu nedenle geni taşıyan kadınlar ya ömür boyu
düzenli olarak kontrole girip kanseri olabildiğince erken teşhis etmeye
çalışıyor ya da göğsünü aldırıyor.
Hollanda Kanser Enstitüsü uzmanları bu geni taşıyan ve göğsünü aldıran 250 kadını inceledi.
Yalnızca
birinde kanser oluştuğunu tespit etti ve göğsü aldırmanın güvenli yol
olduğunu ilan etti. Bilim dünyası şimdi, “Daha kansere yakalanmadan
sadece risk var diye göğüs alınır mı?” polemiğini tartışıyor.,kaynak,vatanb
Kanser uzmanı bilim adamları, cep telefonu-kanser ilişkisine dikkat çeken bir uyarı ilanı verdi: “Mümkünse cepten konuşmayın”
DIŞ HABERLER
Kanser
uzmanı bilim adamları Fransız basınına cep telefonu-kanser ilişkisine
dikkat çeken bir uyarı ilanı verdi ve “Mümkünse cepten konuşmayın” dedi
AMERİKA’NIN
önde gelen 3 beyin cerrahının CNN’in en çok izlenen talk şov programı
Larry King Show’a konuklarak “cep telefonu sigaradan daha zararlı
olabilir. Cep telefonu kullanan 3 milyar kişi büyük risk altında”
uyarısını yapmasının ardından kısa süre geçti. 
Dün
de kanser konusunda uzman 19 onkolog ve “antikanser” kitabının yazarı
bir ünlü psikolog Fransız Journal du Dumanche gazetesine yaptıkları iki
tam sayfalık açıklamada “cep tehlikesine dikkat” çağrısı yaptı. Bilim
adamları cep telefonunun yaydığı elektromanyetik dalgalara uzun süre
maruz kalınması durumunda, bunun kanser oluşumuna zemin hazırlama riski
bulunduğu konusunda uzlaşıyor. Fransız onkolog Thierry Bouillet,
“Bugün, 50 yıl önce asbest ve sigara için oluşan durumun aynısıyla
karşı karşıyayız. Ya hiçbir şey yapmayacağız ve riski kabul edeceğiz ya
da endişe verici bazı bilimsel kanıtları kabulleneceğiz” dedi. Uzmanlar
İsveçli bilim adamları tarafından yapılan ve “10 yıl sonunda beynin cep
telefonu kullanılan tarafında tümör oluşma riski 2 kat artıyor”
sonucuna varılan araştırmayı özellikle not etti. 13 ülkede yapılan ve
cep kullanımı ile kanser oranları arasında doğru orantı bulan
araştırmanın önümüzdeki yıl yayınlanmasını beklediklerini belirtti.

31 Ağustos 2008
08:01 |
babacan |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
Kanser konusunda çok önemli bilgiler veren Prof. Dr. Erkan Topuz, bu kez Arena’daydı...Bakın Topuz hangi konulara dikkat çekti
Star
TV’de, araştırmacı gazeteci Uğur Dündar yönetimindeki Arena programına
konuk olan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr.
Erkan Topuz, yine çok çarpıcı açıklamalar yaptı.
2020 yılında
dünyada 20 milyon insanın kanser olacağını vurgulayan Prof. Dr. Erkan
Topuz, yiyecek-içecek maddelerinden, giyim kuşama ve temizlik
malzemelerine kadar bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çeken
Topuz, son derece önemli uyarılarda bulundu.
İşte Prof. Dr. Erkan Topuz’un açıklamaları:
-Yeni
arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların
içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların
hepsi kanserojendir.
Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar
vardır ki...Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın
gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek
taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü
var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...
-Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.
-İşyerlerinde
bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep
telefonları da tabii yanımızda...Radyasyonlu ortamları havalandırmak
gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra
beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. cep telefonlarını
kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var.
Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7
metre uzaktan izleyelim.
-Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1
kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerika’da yeni
çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da
okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir
çalışmada (2005 yılı Amerika’da) otobana yakın oturanlarda özellikle
çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş.
Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.
-Çalışan
insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir
gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en
önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış ve bunun içinde
bir yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.
-Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.
-Sert
içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane
kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri
riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın,
şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara
organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli
yetiştirene karşı değilim ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı
gübreleniyor.
-Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.
-Yapraklı
olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4
yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa
pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.
-Lahana veya
haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi
haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle
buharda pişirin ve öyle tüketin.
Organik nedir?
-Doğrudan
doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele
ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler.
Organik gübre de çok önemli. Amerika’da organik gübreye bile
bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış
olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.
-Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.
-Hakiki
organik, Tarım Bakanlığı’nın tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani
artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat
etmemiz gerekiyor.
Organik ürünün ne faydası var?
Organiklerde
salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini
haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek
zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen
maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik
yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz
organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi
güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...
-Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.
-Çocuklara balık terbiyesi verelim.
Neden kuzu eti?
-Ben
kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı
"Ankara’da kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban
doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya
salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere
80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde
birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve
sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman
insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu
tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.
İnsanları aydınlatmak zorundayım
Bunlara
rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim
ki "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben
insanların yüzde 90’ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak
zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne
derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".
Genellikle bütün
Amerika’daki büyük şirketler -Türkiye’de tabi buna bir yerde yakın-biz
böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul
kuruyorlar. ’Bunlar satın alındı’ demiyorum, iftira etmiyorum
hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli
büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu
nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin
köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.
Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar
-Bizim
gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit
ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun
dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya
çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte ’Dünya aç kalacak,
dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu
kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya
çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte
ediyoruz vs..’ diyorlar.
-Domatesin çekirdeği yok. Tohum
vermiyor. Büyük tröstler Türkiye’ye satıyor belli miktarda. Onu
çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsrail’dir.
Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz.
Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza
indiriyorlar.
-Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?!
Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur?!!
Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan
bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir
tanesidir.
Bulaşık detarjanlarındaki tehlike
-Bulaşık
makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da
olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan
çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma
sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup
çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız
yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.
-Mutfakta, porselen, cam ve çelik kullanalım.
-Bakır, aliminyum ve plastik mutfağınızda olmasın.
-Dip
balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon
diplerinde yetişiyor. İstanbul’da yenilen karides, midye ve istiridyeye
ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan
oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var.
Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa.
Bunlar da çinko da çok.
-Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.
-Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.
Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!
Türkiye’de
sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting
getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise
mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki
nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını
açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum;
prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum
tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan
sonra da süreyi kısaltır.
-Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.
-Türkiye’de
bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu
söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler
bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde
yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı
andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın
alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.
-Türkiye’de
hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler,
köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama
çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah
olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize
ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.
Beni düşman bellemesinler
Bizim
bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek
nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman
bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı
uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki
bir anda çekilemeyecekler.
Fast Food’çuları desteklerim AMA...
-Bizim
fast food’çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Food’ların
yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan
geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum.
Eğer Fast Food’un yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya
salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum
burada, o zaman bütün bu Fast Food’çulara sevgiyle yaklaşacağım.
Hayvanlarda bile kanser artıyor
-İngiltere’de
köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser
oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir
yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da
2006 yılının bir çalışması.
Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek
Her
insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir.
Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme
kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından
sonra...beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin
karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir,
dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı
ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu
hayatı değiştirsinler.
Yağlara dikkat!
Biz katı
yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan üretmişler
falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş kişiye kutuyu
tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları aydınlatmaları yönünden
güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız. Tereyağa da karşıyız. Ama
zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama bunu yaparken akla bir soru
geliyor ’Acaba ben katı yağ alacağıma niye zeytinyağ yemiyorum ki?’
diye bir soru geliyor akla. Soya yağından yapıyoruz falan filan
diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli insanlara kutuyu
tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli öğretim üyeleri var
aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim yapmış kişiler. Tabi ki
onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer firmalara da örnek
olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını tavsiye ediyoruz.
PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?
Prof.
Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi
günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca
özetledi. Topuz şunları anlattı:
"Ben normal olarak 22:30 ya
da 23:00’te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya
06:00’da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve
çocukluğumdan beri böyledir.
Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.
Cep
telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim
alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor.
Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu
açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.
Haftanın
5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan
çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı
safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok
etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan
bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı
attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün uzakdoğunun ve
Avrupa’nın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.
Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.
Genellikle
esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem.
Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım
bazen hatırları için.
Evimize beyaz ekmek girmez.
Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.
Sabah
kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki
toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca,
yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok
önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden
korur. Ben bunu sabah tüketirim.
Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.
Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.
Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.
Biz
diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi,
betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan
almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum
tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E
vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur.
Ben E vitamini alıyorum.
Omega3’ü balıktan alıyorum ama yeteri
dozda alıyor muyuz? Omega 3’ü bir ay içelim, bir hafta dinlenelim.
Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.
Devedikeni sütü alırım.
Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum.Prostat ve
mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.
Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.
Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.
Hiç
bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin
8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma
sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına
dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere
hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki
yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal
boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.
Mesela
yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur.
Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden
de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları
alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.
Kırmızı et ben
yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda yerim.
Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim
sadece." (TELEVİZYONGAZETESİ),kaynak,vatan
Onkologlar kanserin, hücrenin yanlış beslenmesinden dolayı
ortaya çıktığına dikkat çekiyor. İşte kanserden koruyacak altın
öğütler...
Kanser,
genellikle 40'lı yaşlardan sonra sıklığı artan bir hastalık. Erken tanı
ve basit yöntemler çağın illetinden yakanızı sıyırmanızı sağlayabilir.
İşte kanserden koruyacak altın öğütler...
Onkologlar kanserin,
hücrenin yanlış beslenmesinden dolayı ortaya çıktığına dikkat çekti.
Dr. Tolga Evren, beslenme kültürünü ve yaşam şeklini değiştirerek
kanserden büyük oranda korunulabileceğini belirtti. Evren, çağın
vebasından kurtulmanın uygulanabilecek basit kurallarını aktardı...
1-Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
2-Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren `light` hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
3-Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
4-Bol taze sebze ve meyve yiyin.
5-Yeterli
omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları
diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani
yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
6-Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
7-Özgür
dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin. Mümkünse manda sütü
kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
8-Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
9-Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
10-Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
11-Yağsız et yiyin ve etin üzerindeki yağları temizleyin.
12-Protein ihtiyacını beyaz etlerle, baklagillerden karşılayın.
13- Stresten uzak durun.
14-Düzenli uyuyun.
15-Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
16-D vitamini düzeyinizi yükseltmek için dengeli güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
17-Egzersiz yapın.
18-Alkol kullanmayın.
19-İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
20-Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin.
21-Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.
22-Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
İtalya kanser tehlikesi içeren Mozzarella peynirlerini piyasadan topladı
AA
İtalya, kanser tehlikesi içeren bazı
Mozzarella peynirlerini piyasadan topladı.
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre, İtalya'da
25 firma tarafından üretilen Mozzarella peynir örneklerinde, uzun vadede
kansere sebep olan kabul edilebilir değerler üzerinde dioxin maddesine
rastlanması nedeniyle bu peynirleri topladı.
İtalya, bundan böyle, daha çok pizza ve salatalarda kullanılan
mozzarella peyniri üretim yerlerinin de sürekli denetim altında
bulundurulacağı taahhüdünde bulundu.
Yüksek düzeydeki Dioxinler, toksik özellikte, kanser, sinir ve
bağışıklık sistemi bozuklukları, karaciğer hasarları ve kısırlığa neden
olan kimyasallar olarak biliniyor.,kaynak,vatanGünde üç dilim jambon tek bir sosis, birkaç dilim salam bile riski yüzde 20 yükseltiyor
DIŞ HABERLER
Dünya Kanser Araştırma Merkezi’ne göre günde üç dilim jambon tek bir sosis, birkaç dilim salam bile riski yüzde 20 yükseltiyor
Sosis,
sucuk, salam, pastırma ve jambon gibi her sabah kahvaltı sofranıza
koyduğunuz ürünlerin kanser tehlikesini büyük oranda artırdığını
biliyor musunuz? Dünya Kanser Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı
araştırmaya göre günde 50 gram işlenmiş kırmızı et yani yaklaşık bir
sosis ya da üç dilim jambon tüketen kişilerde bağırsak kanseri riski
yüzde 20 artıyor.
Füme gıdalar tehlikeli
Ayrıca
prostat, akciğer, mide ve gırtlak kanseri riski de yükseliyor.
Araştırmaya göre, kanser riskini en çok artıran ürünler, jambon,
pastırma, salam ve sosis gibi uzun süre dayanması için tütsülenen ya da
tuzlanan gıdalar. Hamburger ve kıyma gibi ürünler ise tuz ve kimyasal
katkılar kullanılmazsa risk grubunun dışında kalıyor.
Dondurularak
saklanan et ürünlerinin tüketilmesini tavsiye eden araştırmada, ete
uygulanan işlemler sırasında içindeki kansere yol açan n-nitroso
bileşiklerinin miktarının tehlikeli seviyelere ulaştığı belirtildi.
Araştırmayı yürüten Prof. Martin Wiseman, “En güvenli yol bu ürünlerin
hiçbirini yememek. Tüketim arttığında risk ne kadar yükseliyorsa,
tüketim azaltıldığında da risk o kadar düşüyor. İnsanların bu
gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmasını tavsiye ediyoruz” dedi.
500 gramdan fazla et zarar
Araştırmaya
göre, eğer insanlar işlenmiş et tüketmeyi bırakırsa her 10 bağırsak
kanseri vakasından biri engellenebilir. Uzmanlar, haftalık pişirilmiş
kırmızı et tüketiminin de 500 gramı geçmemesi gerektiği uyarısında
bulundu.
Etin üzerindeki yağları temizleyin
DÜNYA
Kanser Araştırmaları Merkezi bağırsak kanserinin erken teşhis edildiği
takdirde en kolay tedavi edilen kanser türlerinden biri olduğunu
belirtti. Araştırmaya göre, kadınlarda bu kansere yakalanma ihtimali
18’de erkeklerde ise 20’de bir. Riski azaltmak için şu önerilerde
bulunuldu:
* Yağsız etleri seçin. Etin üzerindeki yağları temizleyin.
* Protein ihtiyacını balık, tavuk gibi beyaz etlerle, mercimek ve fasulye gibi baklagillerden karşılayın.
* Lifli sebze ve meyveleri tüketmeye özen gösterin.
* Alkol tüketimini azaltın, fazla kilolarınızı verin, spor yapın.Prof. Dr.
Süleyman Türk, kırmızı lahananın beyni ve kalbi koruduğunu, kansere
karşıda önleyici etkiye sahip olduğunu söyledi. Kırmızı lahananın
faydaları ile ilgili Amerikan Tarımsal Araştırma Merkezi'nin yapmış
olduğu araştırma sonuçlarının çarpıcı olduğunu söyleyen Prof. Dr.
Süleyman Türk şöyle dedi:
"Beltsville Human Nutrition Research
Center'de yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, insan sağlığı için çok
faydalı olan ve başta kanser olmak üzere birçok hastalığa karşı
koruyucu etkileri bilinen flavanoidler grubundan olan Anthocyaninlerin
36 farklı türünün kırmızı lahanada bol m iktarda olduğu belirlenmiştir.
Anthocyaninlerin kansere karşı koruyucu etkilerinin yanında beyin
fonksiyonlarını ve kalp fonksiyonlarını iyileştirici etkiye sahip
maddeler olduğu da ortaya çıktı. Başta kırmızı lahana olmak üzere koyu
renkli sebze ve meyveler şifa hazinesi."
Kanserden korunmak için bu iki besinden kesinlikle uzak durun
Salamura, turşu, kömür ateşinde veya yağda kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı.
Kayseri
Sağlık Müdürü Dr. Kadir Çetinkara, kanserden korunmak için turşu ve
kızartılmış yiyeceklerden uzak durulması ve C, A, E vitaminli sebze ve
meyvelerin bol tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Erken tanı önemli
Kanserin
vücutaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaları ile ortaya
çıktığını, erken tanı ve tedavi yapılmazsa ölümle sonuçlandığını
belirten Dr. Çetinkara, hastalıkta erken teşhisin hayat kurtarıcı
nitelikte olduğunu vurguladı. Dr. Çetinkara, "Kanser, vücudun her hangi
bir yerinde şişme sertlik, iyileşmeyen ya da iyileşmesi geciken
yaralar, ben ve siğillerde büyüme ve renk değişiklikleri, yutma
güçlüğü, rahim, makat ve ve vücudun değişik yerlerinde anormal kanama,
uzun süre öksürük ve ses kısıklığı, idrar ve dışkılama
alışkanlıklarında değişiklik, nedeni açıklanamayan ateş ve zayıflama
ile kendini belli eder. Ancak bu belirtiler her zaman kanser belirtisi
değildir" dedi. Dr. Çetinkara, kanserden korunmanın yollarını ise şöyle
sıraladı:
Kızartmalardan kaçınmada fayda var
"Aşırı
Güneşten kaçınmalı, sigara ve alkollü içecekler tüketilmemeli, aşırı
dozda röntgen ışınına maruz kalınmamalı, posalı yiyecekler C, A, E
vitaminli zengin sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri bol miktarda
tüketilmeli. Salamura, turşu, kömür ateşinde veya yağda kızartılmış
yiyeceklerden kaçınılmalı, Kolestrol açısından fakir yiyecekler
tüketilmeli."
stanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’dan şok açıklamalar... Kanser ilk sırada yer alacak!
Hergün
kanser ile ilgili yeni birşey okuyoruz, yeni birşey duyuyoruz. Bir
gazete domatesin bilmemne kanserine iyi geldiğini yazıyor, bir başka
gazete ise fındığın bilmemne kanserini tedavi edici özelliğinden
bahsediyor. Kafamız karışıyor, neye inanacağımızı şaşırıyoruz.
Sürekli
ünlülerin, başarılı isimlerin kanser ile mücadelesini okuyor, onlar
bile bu kadar refaha, kontrole, dikkate rağmen yakalandıysa bizim hiç
şansımız yok diye dertleniyoruz. Etrafımızda sürekli birilerinin
kansere yakalandığını öğreniyor ve korkuyoruz!
Peki ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız? Nasıl korunmalıyız?
Türkiye’de
kanserle mücadele denilince akla ilk gelen isimlerden İstanbul
Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’a
sordum. Anlattıkları, öğrettikleri nedeniyle kaç gündür kendime
gelemedim. Ve inanın onunla konuştuktan sonra herşeyi değilse de,
hayatımdaki birçok şeyi değiştirdim!
Etrafımızda, yakın
çevremizde, ünlüler arasında sürekli yeni birilerinin kanser olduğu
haberini alıyoruz. Hem de çok erken yaşlarda da kansere yakalanıldığını
görüyoruz artık. Bu artış devam edecek mi, nereye kadar edecek, kanser
gerçekten de o çok klişe deyimle çağın vebası mı olacak?
2020
yılında 20 milyon kişi kansere yakalanacak. Kardiyovasküler
hastalıklardan sonra kanser ikinci sıradaydı, ama önümüzdeki yıllarda
kanser birinci sıraya geçecek. Geçiyor! Belki üç beş sene sonra birinci
sırada olacak.
Peki artış nedeni ne?
Kanserin artış
sebeplerinin en önemlisi, çevre kirliliği, aldığımız gıdalar, çevre
kirliliği ile beraber ozon tabakasının delinmesi. Yalnız çevre
kirliliği dediğimiz zaman herşey giriyor içine… Kanser esasında anne
karnında başlıyor.
Nasıl yani?
Hatta anne karnından
da önce. Endüstri yakıtlarıyla ve alkol ile çalışan fabrikalarda
çalışan babaların spermlerinde bozukluk meydana geliyor. Ve onların
çocuklarında kanser riski 6 kat artmış oluyor. Çocuk anne karnına
düştükten sonra annenin kendisi sigara içmese bile çevreden aldığı
duman bile, egzosdan çıkan duman bile anne karnındaki bebeği etkiliyor.
Yapılan çalışmalar göstermiş ki doğmamış çocukların amniyo sıvısında,
bebek anne karnında o sıvının içinde yüzer ya, bol miktarda pestisit
bulunmuş.
Pestisit ne demek?
Deterjan artıkları,
fabrika artıkları, etrafa sıkılan böcek ilaçları artıkları, inorganik
gübreler, plastik artıkları, bunların hepsi pestisit. Yani insanlar
tarafından üretilmiş zehirlere pestisit deniliyor. Yani kanser yapan
maddeler!
İşte bu pestisitler amniyo sıvısında bulunmuş ve
dahası bu pestisitler çocuk doğduktan sonra anne sütünde de bulunmuş.
Normalde plasenta korur ama korumasına rağmen plasenta üzerinde de
aşağı yukarı 280 üzerinde toksik maddenin geçtiği gözlenmiş anneden
bebeğe.
Yeni doğan çocuğun kanında ise 230 tane endüstriyel kimyasal madde bulunmuş, bunun da yüzde 80’i kanserojen çıkmış.
Anne
sigara dumanından bile etkileniyor yani, bırak içmeyi! Hamileyken alkol
alması, inorganik beslenmesi, deterjanların toksitesi, mesela çamaşır
makinasında kullandığı deterjanlar, bulaşık makinasında kullandığı
deterjanlar, kullandığı plastik kaplar hep bebeği etkileyen faktörler.
Annelerin bir kere bile basit bir akciğer filmi çektirmesi çocuğun lösemi riskini 2 katına çıkarıyor.
Anneler
eğer 8 hafta boyunca çok sıkı bir şekilde organik beslenirlerse çocuğun
kanser olması konusunda bunun tamamen önleyici olduğu iddia ediliyor.
Hangi 8 hafta?
Hamilelikteki herhangi bir 8 hafta. Çocuk çünkü gelişmeye devam ediyor.
Şimdi bir de bu organik yiyecek modası çıktı. Neden organik yiyecekler? Marketten aldığımızdan farkı ne organik yiyeceklerin?
Pikeatanol
denilen kansere saldıran maddeler var organik yiyeceklerde. Organik
yiyecekler ilaçlanmadıkları için mantarlar ve bitki haşerelerine karşı
kendileri bir madde üretip öyle yenmeye çalışıyorlar. İşte bu maddeyi
aldığımız zaman vücudun kanserle savaşmasını sağlamış oluyoruz. Çok
önemli! Ötekilerde zaten böcek ilacı verdiğimiz için o mekanizma
gelişmiyor. Zaten biz ona saldıran mantarı ve diğer bitki haşerelerini
öldürüyoruz. O yüzden de o savaş maddesi olmuyor.
Peki çocuk doğduktan sonra onu kanserden korumak için nelere dikkat etmeli?
Çocuklarımız
her an zehirin içinde yürüyorlar. Mesela o yeşil, yemyeşil çayırlarda,
imrenerek baktığımız çayırlarda, tabii olmayan bizim yetiştirdiğimiz
çayırlarda kimyasal ürünler vardır. Daha uzun süre yeşil kalsınlar ve
içlerinde ayrık otları olmasın diye. O yüzden o çayırlar da kanserojen.
Çocuk orada yuvarlanıyor, oynuyor, zıplıyor, eve geldiği zaman o
kanserojen maddeleri de beraber getiriyor. Bunlara da dikkat etmeli.
Yani çayır bile kanserojen.
O yüzden eski adetleri
destekliyoruz. Eve gelindiğinde dışarıda giyilen ayakkabı mutlaka
çıkarılmalı. Çünkü bu dışarıdan gelen kanserojen maddelerin bütün eve
dağılmasına neden oluyor. Zaten o maddeleri en çok tutan da halılar!
Peki çocukların beslenmesi?
Çocuk
annenin aldığı gıdayı alır. Yani annenin çok akıllıca beslenmesi lazım.
Çocuklarımızı fast fuddan korumalıyız. Özellikle yoğurt kültürü
vermeliyiz. Gökkuşağının bütün renklerindeki yiyeceklerden
faydalandırmalıyız çocukları. Balık yemelililer, civasız balık ama.
Fast fud haftada üç kereden fazla verildiğinde lenfoma, beyin tümörü 3
kat fazla oluyor. O yüzden tavsiyem haftada bir, hatta 15 günde bir
fast food yemesi çocukların. Kırmızı etten büyüme çağında haftada iki
kere yiyebilirler. Asıl balık yemeliler. Beyaz et terbiyesi vermek
lazım çocuklara.
Hormonlu gıdalardan uzak durmalı, aksi takdirde
biliyorsunuz kızlar çok erken adet görüyor, 8 - 9 yaşında adet gören
kızlar var. Bu çok tehlikeli bir olay! Meme kanserine yol açabilen bir
olay! Erken adet görmek, geç menapoz kadınlar için meme kanserinin en
önemli nedenlerinden biri.
Bire beş yeşil yemek lazım, bol spor
yaptırmak lazım çocuklarımıza. Çünkü gelecek nesilde o kadar çok kanser
olacak ki belki böylelikle riski biraz azaltabiliriz. 20 sene sonra çok
daha erken kanserlere rastlayacağız.
Epigonom denilen bir madde
var vücutta. Bu madde kanser geldiği zaman gene kapatma emri veriyor,
gene “ Korun” diyor. Pestisitler anne babadaki epigenon maddesini yok
ediyor. Epigenon olmadığı için de çocuklar kansere çok açık oluyorlar.
Annelerin
özellikle petrol ürünlerinden kaçması gerekiyor. Herşey petrol ürününe
giriyor, plastik, deterjan…O yüzden bazı ülkelerde petrole şeytanın
dışkısı derler.
Yani o kadar zararlı…Şeytanın dışkısı denecek kadar zararlı…
Bir de radyasyon var. Kullandığımız teknolojik ürünlerin hemen hepsinde hem de…Ondan nasıl korunmalı?
Genellikle
cep telefonları ile 30 saniyeden fazla konuşmayın diyoruz. En fazla bir
dakika. Ya da kulaklık takın. 10 sene sonra beyin tümörleri iki katına
çıkacak. Her ne kadar büyük telefon üreticileri tehlikeyi en aza
indirdiklerini söylüyorsa da araştırmalar telefonların büyük radyasyon
yaydığını ve beyin tümörlerinin iki katına çıkacağını gösteriyor.
Televizyon en azından 5 metre ve ya 7 metre mesafeden seyretmemiz
gereikor. Baz istasyonlarından 1 kilometre mesafede olmamız lazım.
Sadece insanlar mı etkileniyor bu radyasyondan, pestisitlerden?
Tabii
ki sadece insanları değil diğer memelileri de etkiliyor. Beyaz
balinaların nesli tükenmek üzere, sebebi de dörtte birinin kolon
kanserine yakalanmaları. Nedeni körfezağızlarındaki zehirli artıklardan
etkilenmeleri. Örneğin Kaliforniya’da deniz aslanları iki sene önce ölü
olarak sahile vurdular. Bunların yüzde 20 sinde genital kanser bulundu.
Washington’daki bir nehirdeki balıklarda 16 cins kanser tespit edildi.
Köpeklerde mesane kanseri son zamanlarda 6 kat arttı.
Yani durmadan dünyayı zehirliyoruz.
Ama
kanser tedavisinde çok büyük ilerlemeler var, çok büyük paralar
harcanıyor. 2025 yılında 300 milyar dolarlık kazanç sağlayacak ilaç
firmaları. Bu kazancın yüzde 10’unu yüzde 20’sini çevre sağlığına
harcamış olsalar kansere yakalanma oranı çok daha azalacak. Zaten
1990’a kadar hep kanseri yeneceğiz, ilaçları yok edeceğiz diye
uğraşıyorduk. Fakat yok etmek bir yana kanser geliyor çığ gibi. Kansere
tutulmak iş değil. En önemli laf şu “Bir korunma bin tedaviden
evladır”. Korunmak çok önemli. 1990’dan sonra korunmaya önem verme
başladık. Kanserden korunmak çok önemli. Kanser milyonlarca dolar da
devlete ekonomik yük getiriyor, hastaya yük getiriyor, aileye yük
getiriyor.
Peki ne yapacağız. Büyükşehirlerde yaşıyoruz
organik yiyecek bulma, egzosdan kaçma, radyasyondan korunma gibi
şanslarımız yok. Ne kadar korunabiliriz ki?
Bu kansere yol açan faktörleri devlet yavaş yavaş kaldıracak kanunlarla…
Devleti bekleyene kadar…Biz kişisel olarak ne yapabiliriz, madem bir korunma bin tedaviden evla?
Balkonda
kendine bir yer yapacak biberini yetiştireceksin, domatesini
yetiştireceksin. Kendine ufak bir tarım bahçesi yapacaksın, çok
güvendiğin tescilli olduğunu bildiğin organik gıdalardan yemeye
çalışacaksın. Bol yeşil tüketeceksin, bol meyva yiyeceksin. Hiç değilse
haftada bir iki gün yeşil bir yerde 5 - 6 saat yürüyeceksin.
Kozmetiklerden kaçacaksın, bütün kullandığınız kozmetik şampuanlar, saç
boyaları, cilt kremleri kanserojendir. Özellikle cilt kremlerine cildi
gergin tutsun diye bakır konulur, o da kanserojendir ayrıca kanserin
damarlanmasını da artırır.
Evdeki çamaşır makinasında doğal
deterjan kullanacaksın, bulaşık makinasında bulaşığını yıkadıktan sonra
muhakkak sirkeli veya limonlu suyla çalkalayıp öyle sofraya koyacaksın.
Eve ayakkabı ile girmeyeceksin. Halıları çok kuvvetli
süpürgelerle temizleyeceksin. Evi devamlı havalandıracaksın. Evde
plastik kap, alümünyüm kap kullanmayacaksın. Onun yerine porselen,
çelik ya da cam kullanacaksın.
Genellikle zeytinyağı
tüketeceksin. Gökkuşağının tüm renklerindeki meyve ve sebzelerden
hergün ufak parçalarda olsa muhakkak tüketeceksin.Yemeğe ete karşı bire
oranında beş sebze atacaksın.
Temizlik yaparken fısfıslı
ürünleri değil de kendin evde ürettiğin sirkeli ürünleri tercih
edeceksin. Gümüş parlatırken, ocak silerken filan…Oda spreyi sıkınca
odadan dışarı kaçacaksın. Koltuk altı spreyi kullanmayacaksın.
Zeytinyağlı sabunlar veya defne sabunu kullanacaksın. Kafanı ya o
sabunlarla ya da bebe şampuanıyla yıkayacaksın.
Çin mallarından
kaçacaksın. Çin mallarında kanserojen madde, çok fazla! Gıdalarında,
bütün plastik maddelerinde, oyuncaklarında, hatta üzerimize giydiğimiz
ketenlerinde bile. Boyaları zehirli, kalitesiz ve kanserojen! O yüzden
isim değiştirdiler şimdi, made in PRC yazıyor üzerinde artık. Made in
China yazmıyor artık.
Sigara çok önemli, sigarada 4000’in
üzerinde kanserojen madde var. Bir de kanseri iyice artıran bazı
maddeler de var. Amonyak gibi, siyanür gibi, arsenik gibi örneğin…
Yani
mücadeleni biraz da kendin yapacaksın. Devlet de kanunlarla kanserojen
maddelerin kullanımını kontrol altına almalı, ama sen de yapacaksın!
GAZETEPORT,kaynak,vatan
"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Erkan
Topuz'un verdiği bilgiler tüyler ürpertici! İşte kansere yol açan
nedenler...
Esra
Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü
Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen
açıklamalarda bulundu.
Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında
başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların
evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılar...
"Benim
mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser
tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk
defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe
adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor.
Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz,
herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.
İŞTE SARISICI AÇIKLAMALAR
-Evde, sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşılmamalı
Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler.
Çünkü
dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin
en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri,
kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)
-En tehlikeli yer: Halı
Halı
bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle alıların temizliğine dikkat
ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.
-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven giyilmeli
Plastik
eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar
alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak
kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)
-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünü, yani kanserojen!
Ne
kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı
düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu
suyla silin.
-Her türlü deterjandan kaçının!
Devamlı
olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu
hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da
seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve
çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.
-Beyaz olan her türlü iç çamaşırı, yeni aldığında en az 2 kere kaynatılmalı!
Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.
-Kanserle mücadele anne karnında başlar
Anne
adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce
alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller...
Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane
yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden
olabilir.
-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, günde en azından 3-5 tane yenmeli!
Her bir renkte bir şeyler var.
-Gebeler, haftada 2 kez kırmızı et yemeli!
Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken
vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli
Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.
-Sebzeler, mevsiminde dondurulup saklanmalı!
Yalnız
bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın.
Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere
değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.
-Radyasyon; kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biri!
Televizyondan çok uzak duralım.
-Çocuklara haftada 2 kez balık çorbası
Ama içine zerdeçal koymak suretiyle...
Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.
-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli
Bu
miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta
bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon
veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip
balıklarını lütfen tüketmeyiniz.
-Kızartma için en uygun yağ; kanola yağı
Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.
-Çocuklar, fast food türü yiyecekleri 15 günde bir yemeli
Ama
haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve
lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir
verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını
bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.
-Çocuklar meyve ve yoğurdu bol tüketmeli
Ancak
yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde
yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok
faydalıdır.
-Çocukları, üç beyazdan; un, şeker ve tuzdan uzak tutmalı
-Belki
tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici
sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef
torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri
ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu
kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın.
Çünkü tuz da kanserojendir.
-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır
Ucuz beslenmedir.
-En faydalı gıdalardan birisi ceviz
Daha
sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak,
kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu
alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz
faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.
-Elma mutlaka yenilmeli!
-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı
Porselen,
cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların
içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı
yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.
-Dikkat; meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor!
Bunları
hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan
geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer
sterilse.
-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğu çöpe atılmalı
İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.
-3 ayda bir su değiştirilmeli
Çok
muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz.
Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar
karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek
gerekiyor.
-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey...
Ben
ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev
yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak
kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları
söylemem demek
Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.
-Meyve suyu, posasıyla tüketilmeli
Biz
kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde
posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş
oluyorsunuz.
-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor
Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.
-Çocuklar, yeşil plastik sahalarda oynamamalı
Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.
-Havuzlar iyi temizlenmeli
Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine spor yerine kansere hazırlık yapıyorsunuz...
-Bütün beyazlatıcılardan kaçınılmalı
Çocuklarımızın
kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar.
Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da
kanserojen etkisi vardır.
KANSER DALGA DALGA GELİYOR
Prof. Dr. Erkan Topuz'un verdiği şu çarpıcı bilgi, kanserin boyutlarını açıkça ortaya koydu:
"Kanser
dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak.
Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden
gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi
vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa
çocuk da onu yer."
Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir
takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için
insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın
kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca
dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız
olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de
kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu,kaynak,vatan