| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

MAGAZİN AJANI

Yazılar arşiv 10.2008 Other entries in 2008-10 resimler , videolar

"İşsizlik daha büyük bir problem olacak"

Koç Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, ''Global krizin'' Türkiye'yi de olumsuz etkileyeceğini belirterek, ''İşsizlik daha büyük problem olarak önümüze çıkabilir'' dedi.

Koç, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Koç Topluluğu işbirliğinde başlatılan, ''Ülkem İçin Ormanlar Ağaçlandırma'' kampanyasına katılmak üzere geldiği Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde, ağaçlandırma kampanyasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

''Yaşanan global krizin Türkiye'ye etkileri nasıl olur'' sorusu üzerine Koç, piyasaların daralmaya devam etmesi halinde önlem alınması gerektiğini savundu.

Koç, işsizliğin problem olduğu ülkede, krizin bu sorunu daha da büyütebileceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''İşsizlik şuanda da büyük problem. Piyasa bu şekilde daralmaya devam ederse, ona göre tabi önlem almak gerekiyor. İşsizlik daha büyük bir problem olarak önümüze çıkabilir. Çünkü, global krizden Türkiye'nin etkilenmemesi söz konusu değildir.

Bugün Türkiye, dünyanın 17. en büyük ekonomisidir. O bakımdan, bizim her ne kadar bankacılık sistemimiz sağlam olsa da reel sektörümüzün çok dikkat etmesi lazım. Çünkü yarın ne olacağını, maalesef öyle bir ortamdayız ki maalesef kimse kestiremiyor ve bunun ne kadar devam edeceği de belli değil.''

AA,,sabah

Davranışlara biraz dikkat etmek gerek'

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek, NTV'de, terörle mücadelede alınacak önlemler konusunda açıklamalarda bulundu.Terörün dinamik bir süreç olduğunu hatırlatan Çiçek, daha önce alınan tedbirlerin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Cemil Çiçek programda, Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu'nun, Aktütün Karakolu'na saldırı yapıldığı sırada Antalya'da golf oynaması ile ilgili olarak, "Hem konuşmamız hem de davranışlarımızda biraz dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Belli ki hassas bir ortamdan geçiyoruz. Normal zamanlarda bu tip şeyler normal karşılanır. Ancak, böyle bir dönemde toplum farklı tepkiler veriyor" demekle yetindi. Terörle mücadele konusunda iddialı konuşmanın yanlış olduğuna dikkat çeken Çiçek, "Terör bitti, beli kırıldı gibi klişe ifadeler terörle mücadelede işimizi güçleştiriyor. Orası bizim için BBG ise bunlar niye çözülmüyor? Bazı şeyler iç politika malzemesi yapıldı. Böyle olunca da vatandaşın kafası karışıyor. Sorular ve sorgulamalar yapılmaya başlandı. Bu iş sadece silahla olmaz. Başka tedbirlerin alınması lazım" diye konuştu. Çiçek, sınırda tampon bölge oluşturma önerisini ellerinin tersiyle itmediklerini ancak temkinli davrandıklarını da belirterek "Önce gerekli görüşmeler yapılmalı. Terör konusunda gerçekçi konuşulmalıdır" dedi,sabah

Baykal'dan AKP yorumu: Geldikleri gibi gidecekler

Dün Salihli'de, 10. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Günleri Fuarı'nın açılışına katılan CHP lideri Deniz Baykal, öğleden sonra İstanbul'a gelerek yenilenen Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi'nin açılışını yaptı. AK Parti'yi kastederek, "Geldikleri gibi gidecekler" diyen Baykal, şöyle konuştu: "Lafın bittiği yerdeyiz. Yıllardır söylediğimiz tehlikeyi herkes görmeye başladı. Ne teröre boyun eğeceğiz, ne yolsuzluklara. Terörü etkisiz kılacağız, yoksulluğu da ülkemizden dışarı çıkaracağız. Bunlar geldiler ama geldikleri gibi gidecekler. Demokrasilerde ebedi iktidar yoktur. Halkın oyuyla gelinir halkın oyuyla gidilir. Önümüzde fırsat var gereğini yapmalıyız",sabah

Kılıçdaroğlu'ndan bir Fırat belgesi daha

MENAS A.Ş.'den 1 Eylül 2007'de ayrıldım" diyen AKP'li Fırat'a belgeli yanıt veren CHP'li Kılıçdaroğlu, şirketin Nisan 2008'de verdiği vergi beyannamesinde Fırat'ın ortak gözüktüğünü açıkladı..
CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Eski ortağı ve yöneticisi olduğum MENAS A.Ş.'den 1 Eylül 2007'de ayrıldım" demesine karşın, şirketin Nisan 2008'de verdiği 2007 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi'nde Fırat'ın en büyük ortak olduğunun bildirildiğini açıkladı. Fırat'ın e-posta yoluyla, çeşitli belgeleri köşe yazarlarına göndermesi üzerine Kılıçdaroğlu dün TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Karşılıklı iddialar şöyle:

HAYALİ İHRACAT
* FIRAT:
Hazine Müfettişi raporuyla MENAS'ın hayali ihracat yaptığı iddiasının gerçek olmadığı saptandı. 500 YTL'lik DFİF primi için hayali ihracat yapılmaz.

* KILIÇDAROĞLU: Fırat niçin ısrarla hayali ihracatı saptayan Hazine Kontrolörü Orhan Tur'un raporunu açıklamıyor? Bu rapor üzerine, Fırat'ın sözünü ettiği Hazine Müfettişi raporunu hazırladı. Bu soruşturmayı 4 yıl savsaklayıp zaman aşımına uğratanlar hakkında hükümet soruşturma açtı mı? Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın açıklama yapmasını bekliyoruz. Soruşturma yapılmamışsa Fırat'ın elinin uzunluğu bir kez daha ortaya çıkacak. İngiliz gümrük makamları, bizim gümrük müfettişine 'ihracat yapıldığı belirtilen şirketin varolmadığını' bildiriyor. Fırat, bu yazıyı niçin açıklamıyor? DFİF teşvik primlerini küçük göstererek olayın boyutunu küçük göstermeye çalışıyor. Oysa DFİF priminin verildiği 1994 dolar kuru düşünülünce azımsanacak bir para değil.

KIRMIZI HAT
* FIRAT:
Hayati Yazıcı, MENAS'ın kırmızı hatta hiç alınmadığını bildirdi.

* KILIÇDAROĞLU: Yazıcı'nın belirttiği gibi madem MENAS'a yönelik engelleyici idari işlem yoksa niçin Fırat 'şirketin kırmızı hattan çıkartılması' talebinde talebinde bulundu?

ORTAKLIK
* FIRAT:
Ben 12.8.2007'de yapılan protokol üzerine, hisselerim karşılığında hesabıma yatırılınca 1.9.2007 tarihinde şirket hisselerimi devrettim.

* KILIÇDAROĞLU: Banka dekontlarının hiçbirisinde 'hisse devri bedeli' yazmıyor. MENAS, 2007 yılı kurumlar vergisi beyannamesini Nisan 2008'de vergi dairesine verdi. (MENAS'ın TIR'ında uyuşturucu yakalandığının ortaya çıktığı 9 Mayıs 2008 tarihinden önce.) Bu beyannamenin 'şirket ortakları ve sermaye payları' bölümünde, 31.12.2007 tarihi itibariyle Dengir, Helün ve Neval Fırat'ın elinde yüzde 40'lık hisse olduğu belirtiliyor. Yani bu tarih itibariyle Fırat şirketin en büyük ortağıdır. Aynı beyannamenin "kurum ortaklarına ve yönetim kurulu üyelerine ilişkin liste" başlığında da aynı ortaklar, aynı hisse oranları ile sayılmıştır. Sayın Fırat, uyuşturucunun yakalandığı 27.2.2008 tarihinde, MENAS'ın ortağı gözükmektedir. Beyannamede şirketin kâr payı da 177 bin 288 YTL olarak bildirilmiştir.,,sabah

Kılıçdaroğlu yeni belgeler açıklayacak

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın 6 Ekim'de açıklayacağını duyurduğu belgeleri dün e-postayla köşe yazarlarına göndermesinin ardından, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu da yeniden harekete geçti. Kılıçdaroğlu bugün saat 14.00'de yapacağı basın toplantısıyla yeni belgeler açıklayacak.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'la, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki söz düellosu ve belge savaşı devam ediyor. Fırat'ın 6 Ekim Salı günü açıklayacağını duyurduğu belgeleri dün e-postayla köşe yazarlarına göndermesi üzerine Kemal Kılıçdaroğlu da Meclis'te düzenleyeceği basın toplantısı ile hem Fırat'ın açıklamalarına yanıt verecek hem de yeni belgeler açıklayacak. Kılıçdaroğlu basın toplantısını saat 14.00'de yapacak.

Fırat ise, dün e-postayla köşe yazarlarına iki belge gönderdi. Fırat eski ortağı ve yöneticisi olduğu MENAS A.Ş'nin Gümrük İdaresi tarafından kırmızı hatta alınmadığını Gümrüklerden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın yazısıyla savundu.

(ANKA),,,sabah

Demirel: Türkiye bugün iyi yönetilmiyor

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye'nin bugün iyi yönetilmediğine, iç siyasi çalkantılarının sürüp gittiğine dikkat çekerek, buna rağmen Türkiye'nin demokratik sistem içinde sorunlarının üstesinden gelecek güce sahip olduğunu vurguladı.

Demirel Ekoenerji Dergisi'nde yayınlanan röportajında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin bugün iyi yönetilmediğini, iç siyasi çalkantıların sürüp gittiğini söyleyen Demirel, "Ancak, Türkiye demokratik sistem içinde sorunlarının üstesinden gelecek güce sahiptir. Türkiye bir hukuk devletidir, bir kurumlar devletidir. Bütün mesele kurumların işleyişinde ahengin sağlanmasıdır. Türkiye, şimdi zorlu bir coğrafyanın merkezinde yer alan bir ulus-devlettir, ama güçlü devlettir" dedi.

"SESSİZ VE TEK RENKLİ BASIN İSTEMİYORUZ, KONUŞAN TÜRKİYE İSTİYORUZ"

12 Eylül darbesinin 28. yıldönümü nedeniyle değerlendirmelerde bulunan Demirel, her şeyden önce bugün Türkiye'nin sorunlarını darbelerle değil, tartışarak çözme noktasına gelmiş olması gerektiğini vurguladı ve "Dolayısıyla, bundan böyle sıkıntılar yaşandığı zaman akla ilk önce darbe gelmemelidir" dedi. Türkiye'nin 60 yıllık çok partili siyasi yaşamının darbelerle karşı karşıya kaldığını bunlar içinde ise en çok 12 Eylül darbesinin konuşulduğunu ifade eden Demirel, şöyle konuştu:

"Hala da konuşuluyor. Konuşulmasından memnunum. Çünkü, benim için önemli olan ülke sorunlarının konuşulabilir olmasıdır. Hür ve serbest şekilde konuşulabilmesini önemsiyorum.

Eğer ülkenin meydanlar hür, sokakları hür, Parlamento kürsüsü hür, üniversitelerin kürsüleri hür, gazete sütunları hür, televizyon ekranları hürse ve insanlar bir şey söyleyeceği zaman etrafına bakınmıyorsa, "söylediğimi bir başka duyan var mı' diye korku içinde değilse, gizlice dinlenmek korkusu yaşamıyorsa, hür konuşabiliyorsa; ülke sorunları demokratik ortam içinde uygarca tartışılarak çözülür. Sessiz ve tek renkli basın istemiyoruz, sessiz Türkiye de istemiyoruz. Konuşan Türkiye istiyoruz. Pervasızca herkes düşüncesini açıklayabilmeli."

"DARBE ÇÖZÜM OLARAK AKLA GELMEMELİ"

Her sıkıntıya düşüşte darbenin çözüm olarak akla gelmemesi ve devletin yıpratılmaması uyarısını yapan Demirel, "Ülke sıkıntıya düştüğünde, hiçbir durumda akla gelen şey darbe olmamalıdır. Bunun içinden nasıl çıkarız diye sistem dışı arayışların içine girilmemelidir. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, "yıkılıyoruz, çöküyoruz' gibi birtakım korkular içinde olmamak lazımdır" dedi. Sistem dışı arayışların içine girilmesinin, darbeye destek yaratacağının altını çizen Demirel, şunları söyledi:

"Darbe sadece devletin bir kurumunun yaptığı bir iş de değildir. Türkiye'de yapılan darbeler karşısında, halkın bir kısmının buna üzülmesine rağmen, bir kısmı da buna alkış tutmuştur. Bu doğru değildir. Halkın kafasından darbeyi silmek lazımdır. Halkımız darbeyi bir tedbir olarak asla düşünmemeli.

Darbeler büyük olaylardır. Genellikle darbe, hükümetlerin değiştirilmesini öngörür. Ancak, bizim ülkemizde darbeler hükümetlerle sınırlı kalmamış, Meclis'in, partilerin ve anayasanın değişmesi ile neticelenmiştir. Parlamento, partiler, Anayasa ortadan kaldırılıyorsa, bundan daha büyük bunalım düşünülebilir mi? Hükümet şapka gibidir ve değişebilir, ama devlet baştır. Başı hırpalar, eskitirseniz işiniz zordur. Maalesef 60 sene içinde Türkiye'de devlet çok yıpratılmıştır."

"TÜRKİYE BUNDAN SONRA SORUNLARINI DARBEYLE DEĞİL DEMOKRASİ İÇİNDE ÇÖZECEK"

"Darbeler güncel birtakım sorunların çözülmesine yardımcı olsaydı, ondan sonraki dönemler içinde yeniden darbeyle karşılaşılmazdı" diyen Demirel, "Böyle olmamış, darbeler birbirini izlemiştir. Demek ki sorunların çözülmesi yapılan darbelerle mümkün olmamıştır. Onun için diyorum ki, Türkiye sorunlarını bundan böyle darbeyle çözmeyecek, tartışarak demokrasi içinde çözecektir. Bugün beğenmediğimiz şartları düzeltmenin yolu, her gün sabah aklımıza geldikçe hükümet değiştirmekten geçmez. Bugün için hükümet değişikliğinde usul sandıktır, demokratik seçimdir" dedi.

"MİLLETİN SÜKUNETİNİ KİMSE YANLIŞ DEĞERLENDİRMESİN"

Laik demokratik cumhuriyetin, hukuk devleti ve sosyal devlet olarak, herkesin etrafında toplanabileceği en büyük değer olduğunu vurgulayan Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şunu unutmayalım, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin altını kimse oyamaz, kurulan düzeni çökertemez, birliği ve dirliği bozamaz. Ancak, bunlara yönelik tehditlerin yok değil, vardır. İşte bunu orasından burasından kimse çekiştirmeye kalkışmamalıdır. O zaman rahatsızlıklar olur. Ama bu sıkıntılar da, demokratik Cumhuriyetin hukuk devleti niteliğiyle aşamayacağı sıkıntılar değildir. Milletimiz de tehditlere ve tehlikelere karşı fevkalâde şuurludur. Ancak, milletin bu sükûnetini de kimse yanlış değerlendirmemelidir. Cumhuriyet, bütün özeliklerini koruyarak gidecek güce sahiptir."

(ANKA)

‘ABD’yle işbirliği iyi şekilde sürüyor’

DIŞİŞlerİ Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Türkiye’nin terörle mücadele konusunda K. Irak’tan ve Avrupa ülkelerinden çok daha fazla şey beklediğini söyleyerek, ABD ile ilişkiler ve işbirliğinin Aktütün saldırısı öncesinde olduğu gibi bugün de iyi bir şekilde sürdürüldüğünü bildirdi. Özügergin, AB reform çalışmalarında terörle mücadele çerçevesinde değişiklikler olabileceğine ilişkin yorumların hatırlatılması üzerine, “Ne özgürlüklerimizden ne de güvenliğimizden ödün verecek şekilde tedbirler alınır, endişeye gerek yok” dedi.vatan

CHP'nin ve Baykal'ın sonu... Karayalçın'ın aday olmasından çok mutlu olurum


AA


Gökçek CHP'ye yine meydan okudu 09 Ekim 2008 17:57
Melih Gökçek, 'CHP'nin Karayalçın dışında bana karşı çıkartabileği bir aday yok" dedi, seçimle ilgili önemli bir iddiada bulundu. Başkentte ulaşıma zam yolda...
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 'CHP'de Murat Karayalçın dışında bana karşı çıkartabilecekleri ve bulabilecekleri başka bir aday yok. Bunu aylar önce söylemiştim ve haklı çıktım' dedi.

Gökçek, makamında gazetecilerle yaptığı sohbet toplantısında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın bu seçimi kendi geleceği için milat olarak gördüğünü savunarak, 'Eğer Baykal seçimlerden başarısız çıkarsa yani örneğin DSP'de sol kısmi olarak toparlanırsa bu CHP'nin ve Baykal'ın sonu demektir' dedi. Gökçek, şöyle devam etti:

'Kendini kurtarabilmek için oy çıkarabilecek herkesi etrafında topluyor. Bu Baykal'ın arka plandaki korkusudur. Geçen seçimlerde CHP, Yılmaz Ateş'le girmiş ve yüzde 12 oy almıştı. Buna karşılık Karayalçın yüzde 20 almıştı. Başına geleceği bildiği ve 'Baykal yok oldu, bitti' dedirtmemek için Karayalçın'a sarılacaktır. Baykal'ın istese de istemese çaresi yoktur. Seçimlerde benim çekindiğim hiç bir aday da yok. Karayalçın'ın aday olmasından da çok mutlu olurum.'

Gökçek, Karayalçın'la seçimlerde 3. kez karşı karşıya geleceklerini ve 'yarım kalan hesaplarını göreceklerini' belirtti.

Bir gazetecinin, Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz hakkındaki 'kaset' olayına ilişkin değerlendirmesini sorması üzerine Gökçek, konu Cumhuriyet Savcılığına intikal ettiği için bir açıklamada bulunmak istemediğini bildirdi. Gökçek, 'Olay tüm çıplaklığıyla ortada, tartışılıyor. Kamuoyunun takdiri ne ise biz de onu düşünüyoruz' dedi.

Kaset konusu ortaya çıksa da çıkmasa da CHP'nin oylarının düştüğünü öne süren Gökçek, 'CHP'li belediye demek iş yapmayan belediye demek, memurunun dahi maaşını ödeyemiyor' dedi.

BAŞKENTTE ULAŞIMA ZAM YOLDA

Bir gazetecinin ulaşıma zam konusunun gündemde olup olmadığını sorması üzerine Gökçek, Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında ulaşıma zam konusunun gündeme geldiğini belirterek, 'Toplantı devam ediyor, kararın bugünlerde mi yoksa haftaya mı uygulanmasına karar verileceği belirlenmedi' dedi.

Minübüsçü esnafından gelen talep üzerine konunun görüşüldüğünü ve zammın yüzde 15-16 oranında olacağını bildiren Gökçek, 'Karar UKOME'den çıkmak üzere. Taşıma ücretinde toplu bilet bin 200'den bin 400'e çıkacak. Tekli bilet de bin 500'den bin 700'e çıkacak. Minibüsler de bin 700 olacak. Uzun güzergahta ise 2 bin olacak' dedi.

ALMAN GENÇLERDEN, BAŞKAN GÖKÇEK'E ZİYARET

Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Almanya'nın Hamm Belediyesi arasındaki 'Dünyaya açılma ve hareket yetisini geliştirme' projesi kapsamında Almanya'dan gelen Türk ve Alman gençler, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'i ziyaret etti.

Gökçek, ziyarette yaptığı konuşmada, Almanya'dan gelen gençler ile Altındağ Gençlik Merkezi üyesi gençlerin ziyaretinden ve kaynaşmasından memnunluk duyduğunu söyledi. Ankara Büyükşehir Belediyesinin sosyal ve kültürel projelerde en başarılı belediye olduğunu iddia eden Gökçek, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında da 4 konuda Avrupa'yı geçtiklerini belirtti.

Bunlar arasında en başta 'kültürel ve sosyal projelerin' geldiğini ifade eden Gökçek, 'Ardından, kentsel dönüşüm projeleri, rekreasyon alanları, Avrupa'nın en büyük 4. kenti olmamıza rağmen trafik yoğunluğu açısından en rahat kent olmamızı sıralayabiliriz. Hedefimiz her alanda Avrupa'yı geçmektir' dedi.

Gökçek, Almanya'dan gelen gençlerin Türkiye'de kendilerine gösterilen ilgiden son derece memnun kaldıklarını ve başkenti çok beğendiklerini belirterek, aralarında gençlik merkezlerinin yer aldığı belediyenin sosyal ve kültürel projelerinden çok etkilendiklerini söyledi.

Almanya'da yaşamalarına karşın Türk kültürel değerlerinden kopmadıklarını ve bu değerlere bağlı olduklarını ifade eden gençler, 'Bizler Türküz, biriz ve aynıyız. Bu tür etkinliklerin, programların yapılmasını son derece faydalı görüyor, bizden sonra gelecek kuşakların da yararlanmasını istiyoruz' diye konuştu.,,vatan

'Kürt Alevi' yanıtı

"Bana Kürt ve Alevi diyebilirler ama, asla hırsız diyemezler""Bana Kürt ve Alevi diyebilirler ama, asla hırsız diyemezler"

CHP'nin parlayan yıldızı Kemal Kılıçdaroğlu, Güneş'ten Rıza Zelyut'un sorularını yanıtladı.

* Dengir'in stresini torunumla attım

* Torunumla zaman geçirmek beni mutlu ediyor. Siyasetin stresini onunla atıyorum

* Anneme Ermeni diyebilirler, bana Kürt-Alevi diyebilirler ama hırsız diyemezler


Efendim sizileri şu ana kadar televizyonlardan tanıdık, tartışmalarınızı izledik.Tv'de sanki sinirlerini aldırmış bir insan pozisyonunda duruyorsunuz. Rakiplerinin kötü sözlerine aldırış etmeyen bir insan olarak kamuoyunun belleğine yerleştiniz. Siz bir de Tuncelili'siniz, Tuncelili deyince isyankar, kavgacı bir imaj var. Tuncelililer'in hepsi böyle değil bunun özellikle altın çiziyim. Yani bu iyi haliniz nereden kaynaklanıyor. Siz politikacı olduğunuz için mi siniriniz yok.

Bu benim doğal durumum. Bürokraside çalıştım değişik bakanlarla çalıştım. Bütün bunlara baktığınız zaman tabii ki insanının üzüldüğü sinirlendiği zamanlar oluyor. Ama sonuçta bizlerin topluma örnek olarak sinirlerimize hakim olamamız gerekiyor. O nedenle ben tartışmalarda bana hakaret bile edilse bunları görmezlikten ya da duymamamazlıktan geliyorum.



Mail ortamında zaman zaman çok hakaret içeren mektuplar geliyor. Onlara da samimi olarak son derece yumuşak bir uslüple cevap veriyorum. Bu kişilerin içinde benden özür dileyenler de var bana bir daha mail göndermiyenlerde var. Sonuç olarak politikacı söylemleriyle ve eylemleriyle topluma örnek olmak zorundadır. Ben de bunu hasbel kader yapmaya çalışıyorum.

Peki efendim dışarıda böylesiniz de evde eşinizle, ailenizlede böyle yumuşak mısınızdır. Yoksa arada sırada bağırdığınız da olur mu..

Bağırdığım çok azdır. Zaten işi hiç bir zaman eve taşımam. Ne bürokraside çalışırken ne de siyasetteyken.. Susarak yanıt veririm. Evde bildiğiniz gibi kitap, gazete okuyarak vakit geçiririm. Yani orta halli bir aile reisi gibi davranırız, öyle söyleyelim..Öyle büyük tartışmalar olmaz zaten. Ççocuklar büyüdü. Bürokrasideki yoğun çalışma süresinde zaten çocukların nasıl büyüdüğünü anlayamadık.. Ama bugün artık torun sahibi olduk diyebilirim..

TORUN SEVGİSİ BAMBAŞKA



Çok da güzel bir torurununuz var Kemal bey, Zannediyorum 3 tane de çocuğunuz var. Şimdi torunla evlat segisini bir tartıya koyduğumuzda torun sevgisi mi daha ağır basıyor yoksa evlat sevgisi mi ağır basıyor?...

Şimdi her ikisinin de yeri ayrıdır.Ama torun çok farklı oluyor. Onun üzerine titriyorsunuz adeta. Umuyorum herkes torun sahibi olur ve bu sevgiyi tadar..Çok ayrıcalıklı bir sevgi..

Ne kadarlık ...

16 Aylık

Dede diyor mu?

Evet diyor.. Tabii dede sözcüğünü duymak insanı çok mutlu ediyor. Özellikle dışarı çıktığım zaman gelir 'Beni de dışarı çıkar 'diye.. Yani keyifli birşey. Elimi tutar yanaklarımdan öper

Şimdi Kemal bey bu çok güzel birşey. Zannediyorum çocuklarınızla da böyle bir çelebi ilişkisi gibi geçmiş.. Bir tane de oğlunuz var.. Böyle Sert Sessizler diye bir rock grubunda sanırım...

Evet o grupta davul çalıyor, bateri çalıyor. evde de deneme yapıyor çalıyor. Ama ses gitmesin diye onun özel aygıtları var, onlarla donatılıyor bu sayede komşular rahatsız olmuyor. Oğlumun özel bir merakı bu. Çocukluktan beridir süre gelen bir merak bu .. Zaten bu günlerde Almanya'da konser vermeye gittiler.

O zaman profosyonelliğe doğru ilerliyorlar.

Ancak ben ilk önce elinin ekmek tutmasını isterim. Okulunu bitirdi şimdi Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde master yapıyor. Müziği ise bir hobi olarak yapıyor.

Siz de 48 doğumlusunuz ben de 48 doğumluyum 68 kuşağının adamlarıyız.. Şimdi bu bateri çalan bir oğulla 68 kuşağından gelen bir baba yanyana gelince hani bu da nereden çıktı şeklinde bir şey oluyor mu?

Oğlumla arkadaş olmaya, onunla zaman zaman sohbet etmeye çalışıyorum.. ama sonuç olarak şu çocuklar babalardan çok annelerini kendilerine daha yakın görüyorlar. Sorunları, bana aktaracağı şeyleri zaman zaman annesine aktarır o da bana söyler. Böyle bir özel ilişkimiz var diyeblirim.

HALK MÜZİĞİNİ SEVERİM

Eşiniz Selvi Hanım zannediyorum arasıra aracılık yapıyor... Benim de bir oğlum var o da annesi yoluyla bana mesaj yollar böyle benzer bir durum var .. Hazır müzikten bahasederken hangi tür müzikten hoşlanırsınız Kemal bey?


Türk halk müziğini seviyorum. Gençlik ve çocukluk yıllarımda da bu müzikler vardı. Bunun yanında 68 kuşağında da çoğu zaman Türk halk müziği dinlenirdi. Aşık Mahzuni Şerif gibi Kul Ahmet gibi... Bunlar geldiklerinde konserler verirdi. Bunlardan ayrı bir keyif alırdım. Ayrıca Türk sanat müziğine karşı da özel bir ilgim var.

Peki bugünkü Türk halk müziğini iyi icra edenler var mı?

Var tabii... Sabahat Akkiraz sadece Türkiye'nin değil dünyanın saygı duyduğu bi sanatçı.. Arif Sağ ustamız yine sazıyla sesiyle olağanüstü güzel. Peşinden yeni yeni gençler geliyor.

Yine 68 kuşağına dönecek olursak, o zamanlar izlediğimiz filmler vardı. Günümüzde Türk sinemasında da önemli isimler var... O zamanlar hangi isimleri izlerdiniz?

Gençlik yıllarımızda tabii Yılmaz Güney olağanüstü bir sanatçıydı.. Önemli yönetmenler vardı o donemlerde de. Ömer Lütfi Akad gibi... Toplumsal konulara duyarlıydık, öyle filmleri kaçırmazdık. Yılanların Öcü mesela... Türk sineması bugün uluslararası yolda önemli ölçüde ses getiriyor ödüller alıyor bundan da mutluluk duyuyorum.

Peki beğendiğiniz kadın oyuncular, erkek oyuncular kimler?

Tarık Akan önemli bir isim. Onun oynadığı filmler mesela... Şener Şen yine çok ömeli bir isim hele ki Türkiye'de deği lde başka bir ülkede olsaydı çok daha başka bir konumda olacağını düşünüyorum Şener Şen'in.

MİZAH TOPLUMSAL OLMALI

Eskinin komedyenleri vardı. Toplumsal içerikli konulara değinirlerdi. Günümüzde toplumsallık devre dışı kaldı sanki.


Kemal Sunal, Şener Şen'le gelen toplumsal olayları karikatürize ederek işleyen bir süreci yaşadık. O süreci halen izliyoruz tvlerde. Önemli bir işlev gördüler bana göre. Bunu farklı bir uslupla diye sürdürmek gerektiğini düşünüyorum. Son yaşadığımz yolsuzluklar gibi bunların işlenmesi gerekiyor. Buna benzer pek çok olay ister mizahi ister doğrudan doğruya bunların bir şekilde halka aktarılması gerekiyor.

Çok önemli bir konu bu tabi mizahın en azından toplumsal bir içerik kazanması gerektiğini söylüyorsunuz bunca yolsuzluklar karşısında.. Sizin Dengir Mir Fırat'la tartışmanızdan sonra hükümetin destekcisi olan gazeteler size karşı dolaylı yönde saldırması oluyor. Mesela Zaman Gazetesi'nin bir haber yorumunda 'Dersim isyanı demekle meşhur Tunceli'de doğan' diye tanıttılar sizi. Tunceli'de doğmanız bir suçmuş gibi gösterildi. Her halde eleştiriyi bu bağlamda yapmak istedi Zaman Gazetesi..

Zaman Gazetesi kendi dünyasının entellektüel hayatında saygı gören bir gazete.. Onların kullandığı üslup kötü olabilir. Yani beni sevmiyebilirler ama eleştiriyi bu düzeye indirmesini doğru bulmadım.

Tabii benim gördüğüm sizin Dengir Mir Fırat karşısındaki elde ettiğiniz üstünlüğü zaafa uğratmak gibi bir amaç burada... Sonra, 'Alevi-Kürt' göndermesi de yaptılar. Peki siz kendinizi Alevi mi görüyorsunuz, Kürt mü görüyorsunuz?. Yoksa bir Türk veya cumhuriyetçi mi görüyorsunuz?

Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşıyım ama Tunceli'de doğdum babam memurdu. Anadolu'nun değişik şehir ve ilçelerinde bulundum. Kızım Antalyalı'yla evli, kız kardeşim bir Ordulu'yla evli... 21. yüzyıla giren Türkiye'de bu kadar konuları gündeme getirmemeliyiz. İnsanlar yeni bir boyuta girmiş. İnsanları üzmemek, insanları sevmek temel konu bu olmalıdır.

Yaşadığımız coğrafya dünyanın en güzel coğrafyası.. Cumhuriyet aydınlanmasının başladığı bir süreç var. Bunu, kendi çocuklarımıza akrabalarımıza da anlatmalıyız. Eğer bu aydınlanma sürecini anlatabilirsek kendi dünyamıza bana göre daha düzeyli bir şekil vermiş oluruz.

Annenizin ismi Yemuş imiş. Ermeni misiniz, diye soran birileri varmış. O ismin aslı Yemiş olmalı, değil mi Türkçe...

Böyle soranlar var. Biz hiçbir zaman gocunmadık, annemizin ismi niye öyle diye.. Telefon açıp kendisini gazeteci olarak tanıtan kişi 'Siz Ermeni misiniz?' diye soruyor. Telefona ablam çıkmış. Cevap verirken 'Hayır, biz Müslümanız' diyor. Ablam zaten kırsal bağlamdaki o kıyaslamayı bilmiyor zaten. Gayet saf, hayır biz Müslümanız diyor. Annemin Ermeni, Kürt veya Çerkez olması bizlerin ona olan sevgisini azaltmaz ki sonuç olarak o bizim annemiz..

YANDAŞLARA İHALE VERMEDİM

Sizin ilk olarak Şaban Dişli'nin rüşvet olayını ortaya çıkarmanız, Dengir Fırat'ın bu hayali ihracatını gündeme getirmeniz ve bunlar da karşınıza çıktıkdan sonra cevap veremeyecek duruma düşürmeniz karşı tarafı çok kızdırmış olmalı. Başka birşey bulunamayınca buralardan açık arıyorlar herhalde. Ayrıca şu an başka şeyler de arıyor olmalılar.


Devletin bütün kurumlarını AKP harekete geçirdi. Arayabilirler, sorabiliriler. 27 yıl kamuda çalıştım, çeşitli bakanlarla çalıştım, bizzat başbakanla çalıştım rahmetli Turgut Özalla çalıştım. Bütün hepsinin geldiği nokta, babamızın bir sözü vardı o da, 'Boğazınızdan aşağı haram lokma inmesin' Eğer boğazımdan haram lokma geçmemişse neden korkacağım ki ..

Hiç meraklanmasınlar, ben mal varlığını açıklamış bir kişiyim. Her şeyimiz meydanda zaten. Varlıklı bir aileden de gelmiyorum. Ne yapabilirler 'Dersim isyanı ile meşhur Tunceli'de doğan, orda doğan diyebilirler' ancak. (Güneş),,vatan

Aydın Ayaydın

Türklerin yurtdışındaki parasına davet çıkıyor
Türk zenginlere ait başta İsviçre olmak üzere yurtdışındaki güvenli limanlarda ve vergi cenneti off-shore adalarda en az 150 milyar dolarlık tasarruf olduğu tahmin ediliyor. Bu para, Avrupa’da bankalar peş peşe zora düşünce ciddi anlamda ürktü. Edindiğim bilgilere göre, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan söz konusu paraların Türkiye’ye getirilmesine imkan sağlayacak vergi düzenlemelerinin yapılması için talimat verdi.

Dünyayı kasıp kavuran finans krizi bize de sıçrar mı? Son günlerde hepimiz bu soru ile yatıp kalkıyoruz. Global bir krizden kurtulmanın yolu yok. O zaman bize olan etkisini en aza indirecek önlemleri almak gerekiyor. İlk akla gelen de şu anda sadece finans sektörünü etkileyen krizden finans sektörünün nasıl korunacağına yönelik önlemler olabilir. Hükümetin elbette krize karşı önlem arayışı var. Bankaların likidite sıkıntısı yaşamaması için tedbir arayışında olması doğal. Çünkü bankalardan mevduat çıkışı olur ve yerine yeni kaynak bulunmaz ise bankalarımızın ne kadar sağlam olursa olsun ayakta kalması mümkün değil. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın yönetiminde, olası likidite sıkıntısını aşmak için yabancı ülkelerde bulunan ve Türkler’e ait yaklaşık 150 milyar doların (Kimse tam miktarı bilemiyor. Bu tahmin edilen) önemli bölümünü Türk bankalarına çekmek için çalışma yapıldığını, İngiltere’de çalışan Türk bankacılardan öğrendim. Eğer bu başarılırsa Türkiye krizden yara almadan kurtulacağı gibi, reel sektöre kaynak da yaratılmış olur ve krizden işte o zaman güçlenerek çıkarız. Krizi işte o zaman fırsata çevirebiliriz.

En az 150 milyar dolar olabilir

Yurtdışında özellikle Almanya’da yıllardan beri 100 milyar mark olduğu söyleniyor. Bu 50 milyar euro demektir. Bu rakamın yarısının Almanya’yı terk etmesi artık mümkün değil, çünkü onlar artık Almanya ile bütünleşmiş. Ancak cazip öneriler ile geri kalan 25 milyar euronın önemli bir kısmı Türkiye’ye çekilebilir. İsviçre, Belçika ve Lüksemburg’ta da Türkler’e ait 60 milyar dolar civarında bir para olduğu uzun süre konuşuldu. Buna ilaveten BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’in bile bir dönem seslendirdiği gibi yabancı bankaların otellerde ofis kurarak dışarıya mevduat götürdüğü biliniyor. Bu para da yaklaşık 60 milyar dolar civarında. Yani bu ülkelerde en az 120 milyar dolar para var. Almanya’daki mevduat dahil tüm parayı altalta koyduğumuzda Türklere ait yurtdışında olan ve Türkiye’ye gelebilecek en az 150 milyar dolar olduğunu söyleyebiliriz. İşte Bakan Unakıtan bu meblağın önemli bir bölümünü Türk bankacılık sektörüne çekmek için harıl harıl çalışıyor. Edindiğim bilgilere göre hükümetin üzerinde çalıştığı konu şu. Yurt dışında parası bulunan Türkler paralarını Türkiye’ye getirmeleri halinde hiçbir şekilde vergiye tabii tutulmayacaklar. Kendilerinden sadece sembolik bir vergi alınacak ve ayrıca kendilerine bu parayı nereden bulduklarına dair bir soru da sorulmayacak.

Şu andaki mevcut uygulamada vergisiz cennetlerde park etmiş paranın Türkiye’ye getirilmesi halinde 5 yıl geriye dönük vergi soruşturması yapılıyor. Vergisiz kazanca vergi uygulanıyor.

Doğru adım ama yeterli değil

Bence bu doğru bir adım ancak yeterli değil. Başta Almanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesi mevduatın tamamına güvence vermişken, mevduat sahiplerinin onlara güvenmeyip Türk bankalarına güvenmesi için yine de şartlar tam oluşmuş değil. O yüzden hükümetin “Nereden buldun diye sormayacağım ve vergi almayacağım” sözünün yanısıra mevduata sınırsız güvence koşulunun da uygulanması gerekiyor. İşte o zaman uygulama cazip hale gelir. Mevduata güvence bugün için gerekli olmayabilir düşüncesinde olanlar ile bu tür görüşü kamuoyu ile paylaşan yetkililer korkarım ki ilerde bunu kabullenmek zorunda kalırlarsa işte o zaman da güven itibarı zedelenir.


***


22 bin kimliksiz Türk’ün en az 100 milyar $’ı var

- Yurtdışında Türkler’e ait en az 22 bin hesap olduğu tahmin ediliyor.

- Bu hesaplardaki toplam paranın ise 100 ile 150 milyar dolar arasında olduğu biliniyor.

- Paranın büyük bölümü İsviçre’de park etmiş durumda. Ancak numaratik olarak İsviçre’de görünen hesapların büyük bölümü de vergisiz cennetlere gidiyor.

- Mevcut uygulamaya göre şayet bu para Türkiye’ye getirilirse, “Nereden buldun” diye sorulmuyor. Ancak Vergi Usul Kanunu, hesap uzmanlarının dolaylı olarak geriye dönük incelemelerle paranın kaynağına ulaşmasını, sorgulamasını mümkün kılıyor.

- Ancak asıl önemlisi, şayet para vergisiz cennetler olarak bilinen off-shore ülkelerde park etmişse, vergilendirilmemiş kazanç için 5 yıl geriye dönük vergi talep ediliyor.

- Para vergilendirilmiş olsa bile, şayet vergi oranları Türkiye’den düşük ise yine aradaki fark Maliye Bakanlığı tarafından isteniyor.


***


Sadece Türkleri değil Hans’ı da getirebiliriz

Akbank Private Banking’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fikret Önder, söz konusu uygulamayı 2 yıl kadar önce İtalya’nın yaptığını ve çok başarılı sonuçlar aldığını söyledi. Önder “İtalyanlar bir kereye mahsus dışarıdaki parasını getirene hiçbirşey sormadı. Yanlış hatırlamıyorsam sadece yüzde 2 civarı bir vergi aldı ve İsviçre bankalarını zor durumda bıraktı” dedi. Önder, şu an dışarıdaki paranın bir bölümünü getirmek için en ideal zaman olduğuna da işaret etti. Bu arada Önder sadece Türkler’in değil, Avrupa’da tedirgin olmuş yabancılara ait paranın da Türkiye’ye gelebileceğine dikkat çekti.

Önder, “Biz şayet para sahibine ’Git önce kendini kendi ülkende ihbar et’anlamına gelen mukimlik belgesini sormazsak, bu konudaki tüm engelleri kaldırırsak, Almanya’daki Hans’ın, İngiltere’deki Paul’ün parası da Türkiye’ye gelebilir. Öyle de bir fırsat var” diye konuştu.



***



Yaramancı: Bu mali milat olur, 30 milyar $ gelebilir

Bankacılık duayeni Millenium Bank Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Yaramancı da plana büyük destek verdi ve “Eğer bunu yaparsak yani mali milat olabilecek bir varlık affı çıkarabilirsek işte o zaman krizi fırsata çevirmiş oluruz” dedi.

Yabancıların Türkiye’den döviz çıkarmasının kriz ortamında kaçınılmaz olacağını, ihracatın da darbe yiyeceğini vurgulayan Yaramancı şöyle konuştu: “Bütün bunlar olacak. Siz istediğiniz kadar cazip faiz verin, kendi deliğini kapatmak isteyen yabancı Türkiye’den para çıkaracak. Böyle olunca da döviz ihtiyacı ortaya çıkacak. Yurtdışındaki kirli olmayan ancak vergi dışı paraya eziyet edilmeden, bu paranın sisteme sokulması herkesin hayrına. Nasıl gecekondu affı çıkıyor, nasıl SSK prim affı çıkıyor, artık bu paranın vergisiz kazancı olduğunu görmezden geleceğiz ve bir kereye mahsus bu paraya da af çıkaracağız. Çıkarmalıyız.”

Tezcan Yaramancı güveni yaratacak bir takdim olması halinde en az 30-40 milyar doların Türkiye’ye gelebileceğine de dikkat çekti. Şu an Avrupa’daki bankalara karşı aşırı bir güvensizlik olduğunu hatırlatan Yaramancı “Daha önce de mali milat denenmek istendi. Ancak o zaman ortam buna müsait değildi. Yani kriz sadece bizim krizimizdi. Şimdi ise Avrupa’da kriz var. Para ürkmüş durumda. Bir İngiliz dostum, kendi parasını bile Türkiye’ye getirmek istiyor. Beni aradı bilgi aldı. Durum böyle iken bu uygulamayı yapabilirsek, Hükümet sakinlik telkin eden lafların dışında gerçekten krizle ilgili en önemli icraatını gerçekleştirmiş olur” diye konuştu.