| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

MAGAZİN AJANI

5 "türkiye" etiketi kullanan gönderi "türkiye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Balbay 12 Eylül'de adam satmış!

Tarih 12 Eylül 1980!.. Balbay'ın da bulunduğu üç TKP'li, cezaevinde sorguda! İki kişi işkence görürken Balbay serbest!
Mustafa Balbay, 12 Eylül’de TKP’liler aleyhinde muhbirlik yaptığı iddilarını reddetti. Buna tepki gösteren eski dava arkadaşları ‘hodri meydan’ dedi: ‘ TV’de yüzleşelim. Kim ispiyoncu, kim mağdur halk karar versin’
Balbay 12 Eylül'de adam satmış!

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, ‘dava arkadaşı’ Avukat Dr. Bülent Tokuçoğlu’nun 12 Eylül dönemine ait anlattıklarını reddetti. İddiaların kasıtlı olduğunu, gözaltına alındıktan sonra Tokuçoğlu hakkında ihbarda bulunmadığını savundu. Tokuçoğlu ise o dönemde yaşadıklarından emin, daha dün gibi hatırladığını söylüyor. Balbay’a da ‘hodri meydan’ diyor: “Bir televizyon kanalında 26 yıl sonra ikinci defa yüzleşelim. Hatta kanalı da kendisi seçebilir. Yürekli ve dürüst olan kim? Halk karar versin.”

Önceki hafta yayımladığımız ve hem medyada hem de kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir dosyadan söz ediyoruz. Dosyada, Ergenekon soruşturmasında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Mustafa Balbay ile ilgili ilginç iddialar yer alıyordu.

Bizi ihbar etti serbet kaldı!
Bülent Tokuçoğlu, 12 Eylül döneminde, acısını hâlen yüreğinde taşıdığı bir olay yaşadığını, bunun sorumlusunun da Balbay olduğunu anlatmıştı. Özetle şunları aktarmıştı: “Türkiye Komünist Partisi’ne bağlı İlerici Gençler Derneği üyesiydik. Üçer kişilik hücreler hâlinde birlikte çalışıyorduk. Darbeden sonra bizim hücredekiler, yani Balbay, Rauf Cankurtaran ve ben gözaltına alındık. İşkenceler yapıldı; ama biz konuşmadık. Bir gün Balbay’ı bizim yanımıza yüzleşmeye getirdiler. Bizi ‘örgüt yöneticisi’ olarak ihbar etmiş. Sonra o serbest bırakıldı, elini kolunu sallayarak çıktı gitti. Biz ise askerî cezaevinde kaldık, aylarca işkence gördük. Bu yüzden, Ergenekon soruşturmasında gözaltına alındığında tutuklanmasını çok istedim.” Tokuçoğlu, o günlerden sonra olayı Cumhuriyet Gazetesi’nin İlhan Selçuk ve Hikmet Çetinkaya gibi önde gelen isimlerine mektup yazarak bildirdiklerini belirtmiş, ancak Balbay’ın yükselişine engel olamadıklarını da ifade etmişti. Ardından, şu yorumu yapmıştı: “Kimi kime şikâyet etmişiz diye hayıflandım. Bu olaylar şimdi Ergenokon’u daha iyi anlamama sebep oldu.”kaynak,cumhuriyet

Tüketiciyi tefeciden kurtardık, kredi kartına ’istismar’ için yükleniyorlar

 
Nilgün KARATAŞ
 
Tüketiciyi tefeciden kurtardık, kredi kartına ’istismar’ için yükleniyorlar
İŞ Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, kredi kartına yöneltilen eleştirilerde istismar bulunduğunu savunarak, "Türk halkı eskiden tefeciye borçlanıyordu. Sanki Türkiye’de tefecilik bitmiş gibi kimse bunu dillendirmiyor. Bugün kredi faizleriyle mücadele edenlerin tefeci faizleriyle, kayıtdışılıkla mücadele etmeye başlamalarında çok büyük yarar görüyorum" diye konuştu.

İŞ Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, kredi kartına yöneltilen eleştirilere sert yanıt verdi. Aynı zamanda Türkiye Bankalar Birliği Başkanı da olan Özince, Türk halkının kredi kartlarıyla ’borç sarmalına itildiği’ savlarına karşı çıktı. Eskiden beri Türkiye’de tefecilik müessesesinin olduğunu hatırlatan Özince, kredi kartlarıyla mücadele edenlerin bu konuyu da gündeme getirmelerini istedi.

Tüketici hep borçlu

İş Bankası’nın 84’üncü yıldönümü nedeniyle görüştüğümüz Ersin Özince ile dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin pek çok konuyu konuşurken, ülkemizde en çok tartışılan konuların başında gelen kredi kartlarını da sorduk. Tüketici kredileri içinde en büyük payın kredi kartlarında değil, konut ve otomobilde olduğunu belirten Özince, şöyle konuştu: "Sanki bankacılık sektörü bir yanlış yapıyormuş algılaması çok yanlış. Tüketici geçmişten beri borçlanıyor. Ancak bir süre öncesine kadar tüketici, finans kaynaklarına reel sektör gibi kolay ulaşma imkanına sahip değildi. Oysa tüketici mal aldığı esnafa, tefeciye borçlanıyordu. Bu yine sürüyor."

Tefecileri dillendirmiyor

"Ülkemizde çok yaygın olarak süren tefecilik müessesiyle ilgili hiçbir eleştiri yok" diyen Özince, sözlerine şöyle devam etti: "Topluma adeta tüketici hakları konusunda önderlik edenlerin, tefecilik müessesiyle ilgili bir tek söylemine rastlamış değiliz. Sanki tefecilik Türkiye’de bitmiş gibi kimse bunu dillendirmiyor. Ticari faaliyet addediyorlar her halde. Halbuki yasal da değil, etik de. Bugün tüketici bankaların finans kaynaklarına ulaşarak aslında çok büyük mukayeseli bir avantaj elde etmiştir. Tüketici bu olanağı da kredi iradesiyle kullanıyor. Tüketicilerin nerdeyse yüzde 95’i hiçbir sorun yaşamıyor. Tüketici kredilerinde geri ödeme oranı diğer kredilere göre çok daha yüksek. Eskiden tefeciye, esnafa, müteahhide borçlanan tüketicinin, kredi kartlarıyla bir borç sarmalına itildiği savı çok yanlış. Bu konu istismar ediliyor. Türk insanının bankacılık alışkanlıkları yeni gelişiyor. Kayıtdışılığı da dikkate alırsak, tüketicinin bankaya borcunu abartmak çok yanlış."

Popülizm ve haksızlık

Tüketici ve bankaların yeni yeni tanıştığını söyleyen Özince, "Karşılıklı yeni deneyimler gelişiyor, bu arada muhakkak yanlış anlaşılmalar, yanlış hesaplamalar oluyor" dedi ve şöyle konuştu: "Esasen bankacılıkla ilgili birçok konuda çok ciddi popülizm ve çok ciddi haksızlık var. Örneğin bugün 1 kilo domatesin, tarladaki fiyatının defalarca katını yememizin nedenleri üzerinde o kuruluşlar hiç durmuyorlar. Ya da hangi mal cinsinde, hangi kár marjı olduğunu değerlendirmiyorlar. Bugün ülkemizde gıda hijyeninden başlayan bir dizi eksiklik olduğunu biliyoruz. Kötü örnekler verip de, bankacılıkta kötü uygulamalar devam etsin demiyorum ama başka hiçbir sektörün bu denli irdelenmemesi de bana ilginç geliyor."

Bir kuruş faiz ödemiyorum

ESKİNİN yüksek enflasyon ortamında olduğu gibi, bugün de yükselme eğiliminde olan enflasyon ortamında, büyük bir bölümün kredi kartlarını finansal yönden yarar sağlayacak şekilde kullandığını savunan Ersin Özince, şunları söyledi: "Vatandaşlarımızın yüzde 95’i, hatta yüzde 97’si zaten kartını çok doğru kullanıyor. Bu tip kart sahipleri bankacılık sektörüne hiç faiz ödemiyor. Bu kart sahiplerinden bankalar yalnızca yalnız kredi kartı masrafını tahsil edebiliyor. Bunlardan biri de benim, bugüne kadar 1 kuruş kredi kartı faizi ödemedim. Banka benden yalnızca kredi kartı masrafını alıyor, kredi kartı aidatını alıyor, bunları ben de ödüyorum."

Bankalar hayır kurumu mu

KART ücretinin alınmaması ya da yılda bir kez alınması yönündeki taleplere Ersin Özince şu yanıtı verdi: "Öyle bir durumda bankalar bu işin maliyetini çıkarmak için ne yapaklar? Bunu dönüp ilgili esnaftan alacaklar. Benim gibi bir kuruş kredi kartı faizi vermeyen bir müşteri, kart ücreti de vermezse banka hizmetinin karşılığını nereden alacak? Burası hayır müessesesi mi? İstiyorsa devlet yapabilir. İstiyorsa ticaret erbabı yapabilir. Bu maliyeti birinin karşılaması gerekir. Mesela büyük bir perakende zinciri gelir bankaya der ki, ’beraber bir kart çıkaralım, ücret alııınmasın’, bu mümkündür. Bankaların kárlarına göz dikmeyelim. Zararlı çalışıp da batarlarsa neler olduğunu gördük."

Sesimizi yükseltmeliyiz kriz bizi de etkiliyor

ULUSLARARASI Para Fonu (IMF) ile dirsek temasının sürmesini beklerken, Avrupa Birliği’ne (AB) dikkat çeken ve "Türkiye ekonomik kriterler arasından da AB’yi hedef almalı. AB’ye giriş mevzubahis olmasa bile yararlı olur, iyi bir kerteriz olur" diyen Ersin Özince, dünya ekonomisindeki gelişmeleri şöyle değerlendirdi:

Æ Başta Amerika olmak üzere finans sektöründe yaşanan krizin çözümü parasal. Buradan doğan zararı birilerinin karşılaması gerekir.

Æ Problemin özüme yönelik bir şeyler işitmedikçe ’bitecek’ laflarına inanmayalım. Bu zararın dünyadaki servetinin büyük bir bölümününü heba etmesi, uluslararası piyasalardaki entegrasyonu etkilemesi, gelişen hatta gelişmekte olan ülkelere faturasının çıkacak olması bizi yakından ilgilendiriyor.

Æ Bizim gibi ülkeler bu konuda seslerini yükseltip,bu tip olayların bir daha tekrarlanmaması, bir an önce çözüm bulunması için uluslararası kuruluşları göreve davet etmeliyiz. Çünkü bu tip krizler bizim de menfaatlerimizi olumsuz etkiliyor ve etkileyebilir.

Æ 2000’li yılların ilk yarısında arkamızdan gelen desteği şu anda göremiyoruz. Bizim büyümeye, gelişmeye ihtiyacımız var. Bu gibi olumsuzluklar olmamalı.

Kamuda ’İş Bankası modeli uygulansın’

TÜRKİYE’de yerli-yabancı sermayedar açısından bankacılık sektöründe dengelerin oluştuğunu, bunun kamu bankalarıyla ilgili bir stratejik satış olması halinde bir miktar değişebileceğini söyleyen Ersin Özince, şöyle bir öneri getirdi: "Benim kişisel dileğim, bankacı olarak değil vatandaş olarak, kamu bankaları da İş Bankası tarzında bir modelle özelleştirilsin."

Düne kadar rejim kaygısı dile getirilirken faiz şaşırtmaz

TÜRKİYE’de reel faize ilişkin şikayetleri de değerlendiren Ersin Özince, şunları söyledi: "Türkiye maalesef, hep risklibir ülke görüntüsünü verdiği için, sürekli ciddi bir risk primi ve reel faiz ödemek zorunda kalıyor. Faizin yüksek olduğu kanatindeyim ama bu kanaatim, serbest piyasada oluşan faizi de yanlış buluyorum anlamına gelmesin. Daha düne kadar rejim kaygılarının dile getirildiği bir ülkede, risk priminin ve reel faizin yükselmesi yadırganmamalı. Türkiye yatırım yapılabilir ülke reytingine gelsin, sıkıntı ve endişelerimiz azalacaktır."

’Büyüklük’ten vazgeçtik kárı artırdık

İŞ Bankası’nın çok kárlı bir 6 ay geçirmesini, daha geçen yıldan piyasalardaki olumsuzlukları sezinlemekle açıklayan Ersin Özince, şöyle konuştu: "Aşırıya varan iyimser görüşleri biraz farklı değerlendirerek, bir miktar piyasa payı kaybetmeyi ve geçmiş yıllardaki çok hızlı büyümemizi yavaşlatmayı göze alarak, kárlılığa önem verdik. Büyük banka yarışında, en büyük kredi portföyü, en büyük konut kredisi veren banka konumlarını biraz kenara bırakarak, yüksek faizli mevduattan önemli ölçüde kaçınarak, kárlılığımızı olumlu etkiledik. Sonuçta yüzde 50 artış yakaladık. Ama sektörün en büyük bankası olma iddiamızdan vazgeçmiş değiliz. Doğrusu bir Türk şirketi, hele hele ulusal sermayeli bir Türk şirketi bizi geçerse kıskanmayız, memnun oluruz."

Mucizeler olsun isterim ama ekonomide değişiklik olmaz

YILIN kalan yarısında, geçmiş 5 yılda olduğu gibi rüzgarı arkasına almış bir Türkiye beklemeyen Ersin Özince, şu değerlendirmeyi aktardı: "Mevcut koşullarda çok önemli değişiklikler beklemiyorum. Ne olumlu ne de olumsuz anlamda çok büyük farklılıklar olmaz. Çok şiddetle arzu ederim ki, mucize gibi gelişmeler olsun. Bunlara karşın bankacılık, gelişme potansiyeli olan, komple yenilenmiş bir sektör olduğu için tatmin edicii şekilde büyür. büyümesi tatmin edici bir seviyede olur. İl 6 ayda kredilerde ve TLmevdutta sektörün üzerinde büyüdük. Yine benzer bir büyüme gerçekleştiririz."

Azerbaycan’ı sakın incitmeyin

Saygı ÖZTÜRK/ ANKARA
 
Azerbaycan’ı sakın incitmeyin
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Türkiye’de şov yaptığını, görüşmelerin de tam anlamıyla "fiyaskoyla sonuçlandığını" söyledi. Baykal, İran Cumhurbaşkanının yaptığı açıklamaları ve yolların kapatılması konusunda özür dilemesini "dalga geçmek" olarak nitelendirdi.

Ahmedinejad’ın cuma namazı çıkışında yaptığı açıklamalarla siyasi mesajlar verdiğine dikkat çeken Baykal, Türkiye’nin bu ziyaretten hiçbir kazancının olmadığını, anlaşmaların da yapılmadığını vurguladı. Rusya’nın, Gürcistan topraklarına girmesinden sonra, Türkiye’nin izlediği politikalarda önemli hatalar olduğunu savunan Baykal, "Başbakanın Rusya’ya yaptığı ziyarette, Rus basınında Başbakanın kendilerine destek için geldiğine ilişkin haber ve yorumlar yer aldı. Bu ziyaret de fiyaskoyla sonuçlanmıştır" dedi. Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a yapacağı ziyaretin de, Ermenistan’a açılım yapmak için "gönül alma gezisi" olacağını öne sürdü. Baykal, Başbakan’ın Azerbaycan ziyareti için şunları söyledi: "Ermenistan, ne soykırım iddialarından vazgeçiyor, ne de Azerbaycan topraklarından çıkıyor. Buna karşı Türkiye yeni adımlar atmak istiyor. Maç için Ermenistan’a gitmek, sınır kapısını açabilmek için alt yapı oluşturmak, bunun için Azerbaycan’ın da gönlünü almak istiyorlar. Azerbaycan, bizim asla incitmememiz gereken bir kardeş ülke. Ayrıca ticari ilişkilerimiz de gaz ve petrol anlaşmalarıyla daha da gelişecektir. Ermenistan’la yeni açılımlara girerken, Azerbaycan’ın asla incitilmemesi gerekir. Ancak, görünen o ki, Ermenistan’a maça gidilecek ve bu yüzden Azerbaycan’a gidip onların gönüllerini almak istiyorlar. Ne yazık ki dış politikada büyük yanlışlıklar yapılıyor.",kaynak,hürriyet

FATMA TOPBAŞ 'BİKİNİLİ KIZ İMAJINDAN RAHATSIZIM'

Ama bundan sonra yüzüme bakılsın istiyorum' diyor. 'Fatma Topbaş', 'Recep İvedik'e yapılan eleştirilere kızgın.

fatmato Hayalleriniz arasında oyuncu olmak var mıydı? İlkokul, ortaokul ve lisede hep tiyatro kolundaydım. Erkek çocuklara, 'Göster bakalım şeyini' derler ya, bana da 'Göster oyununu"derlerdi. Ama oyuncu veya ünlü olmak gibi bir hedefim yoktu. İstanbul'a geldiğimde 18 yaşındaydım ve ağabeyim gibi polis olmak istiyordum. Üç yıl sonra kafama dank etti. Müjdat Gezen Tiyatro Okulu'nda iki yıl eğitim aldım. Bölüm oyunculuğu, reklam derken, 'Recep İvedik' ortaya çıktı.


'Recep İvedik' ile bir anda çıkış yaptınız. Oyunculuğunuzu nasıl buluyorsunuz?

- Ben henüz sıfır kilometre bir oyuncuyum. Birçok insan, bu sektöre dizilerde oynayarak girmeye çalışıyor. Sonra sinema filminde belki oynuyor. Bense gişe rekoru kıran bir sinema filmiyle giriş yaptım. Bizim dönemimizde, oyunculuk ve medyatiklik televizyondan kazanılmaya başlandı. Bense sinemadan ün kazandım.

Filmin başarısı sizi şaşırttı mı?

- Kafamdaki rakam 1.5 milyon civarındaydı. Çok eğlendik ve 'Eğer biz bu kadar eğleniyorsak, insanlar da eğlenir' dedik.

Şahan Gökbakar ile çalışmak nasıldı?

- Çok başarılı biri. Bu projenin betonunu döken de o, duvarını ören de... Bana çok destek oldu. Bu piyasaya girdiğimde başıma gelebilecekleri söyleyecek kadar açık yürekli.

'Recep İvedik'in ikincisinde oynayacak mısınız?

- 'Recep İvedik 2'de ben yokum. Zaten ilkinde Sibel görevini tamamlamıştı. Film virgülle bitmedi. Yani kavuşmadılar. Gerçi bana 'Oynar mısınız' diyen olmadı. Deselerdi de herhalde 'Hayır' derdim. Çünkü ben birinciyi çok keyifli bitirdim. Bu bir dram veya sanat filmi değil. Komediyse, seri halinde devam etsin. Bu şekilde daha başarılı olacaktır.

Oyuncu olarak bundan sonraki hedefiniz nedir?

- Sadece, 4 milyon 300 bin kişinin izlediği bir filmde oynayan kız olmak istemiyorum. Başarılı olduğumu gösterebileceğim bir filmde yer almak istiyorum. 'Recep İvedik' büyük bir oyunculuk gerektirmiyordu. Sibel hep aynıydı. Oyunculuğu çok ön plana çıkarmaya imkan yoktu.

Ne tür projeler var önünüzde?

- Daha çok benim üzerime olan bir sinema projesi var. Oyunculuğumu gösterebileceğim. Ben insanların bikiniyle görüp, 'Vay, ne güzel kadın' dedikleri biri olmak istemiyorum. Benim için 'karizmatik kadın', ama özellikle 'çok iyi oyuncu' demelerini istiyorum. İlk izlenim çok önemlidir. Yargılar sonradan çok kolay değişmez. İnsanların kafasında 'Recep İvedik'in afişindeki bikinili fotoğraf var. O Fatma Toptaş değil, Sibel. Sibel filmde hep bikiniyleydi ve afişte kapalı bir fotoğrafını koymak doğru olmazdı. Ama bundan sonra insanlar yüzüme baksın istiyorum.

Recep İvedik gibi bir adamla beraber olur musunuz?

- Recep'in ruh halinde bir adamla beraber olurum. Recep saf, inişleri ve çıkışları olan, her şeyi insanın yüzüne söyleyebilen bir adam. Böyle bir adam bulursam, beraber olurum. Recep, kadınına düşkün biri. Yıllarca cebinde bir bilyeyi taşımış. Bir gün Sibel'e o bilyeyi verme umuduyla yaşamış. Böyle bir adam olursa, başımın üstünde yeri var.

Dış görünüşün hiç mi önemi yok?

- Söylediğimin dış görünüşle ilgisi yok. Tabii ki böyle bir tiple beraber olmam. Dış görünüş de önemli. Ama beni güldürebilen, eğlendirebilen biri olmalı. Soytarılık, şempanzelik anlamında söylemiyorum.

Peki, geğirme gibi özellikleri?

- O kadar da değil. Aslında bunlar bence gayet doğal. Bunu anlamıyorum, insanız sonuçta. Avrupa'ya gidiyoruz. İnsanlar gözümüzün önünde neler yapıyor. Biz Müslüman olarak temizliğimize, inancımıza düşkün olduğumuz için, bunlar bize ters geliyor. İnsan olarak gaz çıkarabiliriz de, geğirebiliriz de, küfür de edebiliriz. En tutucusundan en açığına kadar biz böyleyiz. Recep İvedik de bence doğru yaptı. Ona 'kıro' deniyor. Bence kesinlikle değildi.

Recep İvedik kıro değilse, sizce kıro kimlere denir?

- Bence kıro, paraya sonradan kavuşmuş, görmemiş insanlara denir. Koluna Rolex saat takıp, cipine biner. Üzerinde takım elbisesi, yüzünde sakalı, elinde de altın tespihi olur. Bazen 'Para yanlış insanların elinde' deniyor. Bence de bu çok doğru bir söz. Eğitimlerindeki veya kültürlerindeki boşlukları doldurmak yerine, 'Ben bu ortama girdim' demek isteyen insanlar var. Paralarını kadınlara harcıyorlar. Bence kıro onlar.

Peşinizden koşan böyle tipler var mı?

- Olsa da benim altıncı hissim çok kuvvetli. Sinsice yaklaşan insanları sevmem. İşin ucunda başka bir şey varsa, sırtımı döner giderim. Beni etkilemek için pırlanta yüzüğe, son model arabaya gerek yok. Mesela, sırtımda bir tane gül dövmesi var. En çok çiçekleri severim. Benim için doğru adam olsun. Adam gibi adam olsun, onun için yapamayacağım hiçbir şey olmaz. Bana paranla, şöhretinle gelme. Özünle, sevginle gel.

Filminiz neden bu kadar eleştirildi?

- Boşuna 4 milyon 300 bin kişi izlemedi 'Recep İvedik'i. Birileri 'Recep İvedik sanat filmi değil' diye bağırıyor. Biz hiçbir zaman 'Çok iddialıyız, rekor kıracağız, milyon dolar harcadık, sanat filmi yaptık' demedik. Biz keyifli bir proje yaptık. Şahan yazarken çok eğlenmiş. Biz de çekerken çok eğlendik. Bu kadar insan da seyrediyorsa, bir bildikleri vardır.

Aslında izleyenler de eleştirilmiş olmuyor mu?

- Bu kadar eleştiriyorlar; ama sen aslında halkı eleştiriyorsun. Ne Şahan'ı, ne de ekibi... Sen, bu filme giden her Türk vatandaşını eleştiriyorsun. 'Niye gittiniz kardeşim bu filme?' diyorsun. 'Özgürlük, özgürlük' diye bağırıyorlar. O zaman sen, bir insanın bu filme gitmesine de mani olamazsın. O da bir özgürlük. Çok beğenmiş, üç kere gitmiş. Sana ne?

Filmle ilgili son olarak ne söyleyeceksiniz?

- Biz gerçekten kötü bir şey yapmadık. Bence sadece susup bizi alkışlamaları gerekir. 'Helal olsun Şahan'a ve ekibe! İnsanların bu sıkıntılı döneminde, onları güldürecek, eğlendirecek güzel bir proje yapmışlar' desinler.

Üşümemem için sıcak su döküp beni haşladılar

Recep'in beni havuza düşürdüğü sahnede, normalde Şahan ile beraber havuza girecektik. Onun üzerindeki kıllar suda döküleceği için senaryo değişti. Kurban olarak, havuza sadece benim düşmeme karar verildi. Mayokini giydim. Kasıklarıma yakılar yapıştırıldı. 'Bu, seni soğuktan korur' dediler. Sonra aralarda, üşümemem için üzerime sıcak sular döküldü. Resmen piştim. Her tarafım su topladı. İki gün duş alamadım. Meğer yakının üzerine sıcak su dökmemek gerekiyormuş

Film setinde tacize uğramış

'RECEP İVEDİK' FİLMİNİN SETİNDE BAŞROL OYUNCUSU FATMA TOPBAŞ'IN OTEL MÜŞTERİSİ TARAFINDAN TACİZ EDİLDİĞİ ORTAYA ÇIKTI.
Gösterime girdiği ilk üç günde 791 bin 486 kişi tarafından izlenerek 'Kurtlar Vadisi Irak'tan sonra bugüne kadar en çok izlenen ikinci Türk filmi olan 'Recep İvedik'in Antalya'daki çekimleri sırasında ilginç bir taciz olayı yaşanmış.

fato
Filmde Recep İvedik'i canlandıran Şahan Gökbakar ile çocukluk aşkı Sibel'i canlandıran Fatma Topbaş set arasında kahve içmek için gittikleri otel lobisinde sohbet ediyormuş. Bu sırada yanlarına bir otel müşterisi gelmiş ve Gökbakar'ı tanımayarak, Topbaş'ın kulağına eğilip, 'Bu ayıyla oturacağına gel benimle otur' demiş. Topbaş şok içinde film çektiklerini söylemiş.

Bu olayın ardından Şahan Gökbakar filmin makyözü Neriman Eröz'e giderek yaptığı makyajın çok başarılı olduğunu söylemiş ve eklemiş: 'Seni tebrik ediyorum. Beni ayı gibi bir adam sanıyorlar. Demek ki makyaj güzel olmuş.' Yaşadıkları olayı doğrulayan Fatma Topbaş konuşa ilişkin olarak şunları söyledi: 'Önce ne diyeceğimi bilemedim. Müşterinin şaka yaptığını sandım. Çünkü o otelde bir haftadır çekim yapıyorduk. Meğer müşteri yeniymiş. Aslında söylemi hiç hoş değildi. Neyse ki olay fazla büyümeden kapandı...'