| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

MAGAZİN AJANI

33 "yaşam" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"yaşam" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kanserden korunmanın 22 yolu

Onkologlar kanserin, hücrenin yanlış beslenmesinden dolayı ortaya çıktığına dikkat çekiyor. İşte kanserden koruyacak altın öğütler...

Kanser, genellikle 40'lı yaşlardan sonra sıklığı artan bir hastalık. Erken tanı ve basit yöntemler çağın illetinden yakanızı sıyırmanızı sağlayabilir. İşte kanserden koruyacak altın öğütler...

Onkologlar kanserin, hücrenin yanlış beslenmesinden dolayı ortaya çıktığına dikkat çekti. Dr. Tolga Evren, beslenme kültürünü ve yaşam şeklini değiştirerek kanserden büyük oranda korunulabileceğini belirtti. Evren, çağın vebasından kurtulmanın uygulanabilecek basit kurallarını aktardı...

1-Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

2-Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren `light` hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

3-Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.

4-Bol taze sebze ve meyve yiyin.

5-Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

6-Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

7-Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin. Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

8-Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

9-Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin

10-Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)

11-Yağsız et yiyin ve etin üzerindeki yağları temizleyin.

12-Protein ihtiyacını beyaz etlerle, baklagillerden karşılayın.

13- Stresten uzak durun.

14-Düzenli uyuyun.

15-Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.

16-D vitamini düzeyinizi yükseltmek için dengeli güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

17-Egzersiz yapın.

18-Alkol kullanmayın.

19-İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

20-Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin.

21-Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.

22-Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

Kanser çığ gibi geliyor!

stanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’dan şok açıklamalar... Kanser ilk sırada yer alacak!

Hergün kanser ile ilgili yeni birşey okuyoruz, yeni birşey duyuyoruz. Bir gazete domatesin bilmemne kanserine iyi geldiğini yazıyor, bir başka gazete ise fındığın bilmemne kanserini tedavi edici özelliğinden bahsediyor. Kafamız karışıyor, neye inanacağımızı şaşırıyoruz.

Sürekli ünlülerin, başarılı isimlerin kanser ile mücadelesini okuyor, onlar bile bu kadar refaha, kontrole, dikkate rağmen yakalandıysa bizim hiç şansımız yok diye dertleniyoruz. Etrafımızda sürekli birilerinin kansere yakalandığını öğreniyor ve korkuyoruz!

Peki ne yapmalıyız? Ne yapmamalıyız? Nasıl korunmalıyız?

Türkiye’de kanserle mücadele denilince akla ilk gelen isimlerden İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz’a sordum. Anlattıkları, öğrettikleri nedeniyle kaç gündür kendime gelemedim. Ve inanın onunla konuştuktan sonra herşeyi değilse de, hayatımdaki birçok şeyi değiştirdim!

Etrafımızda, yakın çevremizde, ünlüler arasında sürekli yeni birilerinin kanser olduğu haberini alıyoruz. Hem de çok erken yaşlarda da kansere yakalanıldığını görüyoruz artık. Bu artış devam edecek mi, nereye kadar edecek, kanser gerçekten de o çok klişe deyimle çağın vebası mı olacak?
2020 yılında 20 milyon kişi kansere yakalanacak. Kardiyovasküler hastalıklardan sonra kanser ikinci sıradaydı, ama önümüzdeki yıllarda kanser birinci sıraya geçecek. Geçiyor! Belki üç beş sene sonra birinci sırada olacak.

Peki artış nedeni ne?
Kanserin artış sebeplerinin en önemlisi, çevre kirliliği, aldığımız gıdalar, çevre kirliliği ile beraber ozon tabakasının delinmesi. Yalnız çevre kirliliği dediğimiz zaman herşey giriyor içine… Kanser esasında anne karnında başlıyor.

Nasıl yani?
Hatta anne karnından da önce. Endüstri yakıtlarıyla ve alkol ile çalışan fabrikalarda çalışan babaların spermlerinde bozukluk meydana geliyor. Ve onların çocuklarında kanser riski 6 kat artmış oluyor. Çocuk anne karnına düştükten sonra annenin kendisi sigara içmese bile çevreden aldığı duman bile, egzosdan çıkan duman bile anne karnındaki bebeği etkiliyor. Yapılan çalışmalar göstermiş ki doğmamış çocukların amniyo sıvısında, bebek anne karnında o sıvının içinde yüzer ya, bol miktarda pestisit bulunmuş.

Pestisit ne demek?
Deterjan artıkları, fabrika artıkları, etrafa sıkılan böcek ilaçları artıkları, inorganik gübreler, plastik artıkları, bunların hepsi pestisit. Yani insanlar tarafından üretilmiş zehirlere pestisit deniliyor. Yani kanser yapan maddeler!

İşte bu pestisitler amniyo sıvısında bulunmuş ve dahası bu pestisitler çocuk doğduktan sonra anne sütünde de bulunmuş. Normalde plasenta korur ama korumasına rağmen plasenta üzerinde de aşağı yukarı 280 üzerinde toksik maddenin geçtiği gözlenmiş anneden bebeğe.

Yeni doğan çocuğun kanında ise 230 tane endüstriyel kimyasal madde bulunmuş, bunun da yüzde 80’i kanserojen çıkmış.

Anne sigara dumanından bile etkileniyor yani, bırak içmeyi! Hamileyken alkol alması, inorganik beslenmesi, deterjanların toksitesi, mesela çamaşır makinasında kullandığı deterjanlar, bulaşık makinasında kullandığı deterjanlar, kullandığı plastik kaplar hep bebeği etkileyen faktörler.

Annelerin bir kere bile basit bir akciğer filmi çektirmesi çocuğun lösemi riskini 2 katına çıkarıyor.

Anneler eğer 8 hafta boyunca çok sıkı bir şekilde organik beslenirlerse çocuğun kanser olması konusunda bunun tamamen önleyici olduğu iddia ediliyor.

Hangi 8 hafta?
Hamilelikteki herhangi bir 8 hafta. Çocuk çünkü gelişmeye devam ediyor.

Şimdi bir de bu organik yiyecek modası çıktı. Neden organik yiyecekler? Marketten aldığımızdan farkı ne organik yiyeceklerin?

Pikeatanol denilen kansere saldıran maddeler var organik yiyeceklerde. Organik yiyecekler ilaçlanmadıkları için mantarlar ve bitki haşerelerine karşı kendileri bir madde üretip öyle yenmeye çalışıyorlar. İşte bu maddeyi aldığımız zaman vücudun kanserle savaşmasını sağlamış oluyoruz. Çok önemli! Ötekilerde zaten böcek ilacı verdiğimiz için o mekanizma gelişmiyor. Zaten biz ona saldıran mantarı ve diğer bitki haşerelerini öldürüyoruz. O yüzden de o savaş maddesi olmuyor.

Peki çocuk doğduktan sonra onu kanserden korumak için nelere dikkat etmeli?
Çocuklarımız her an zehirin içinde yürüyorlar. Mesela o yeşil, yemyeşil çayırlarda, imrenerek baktığımız çayırlarda, tabii olmayan bizim yetiştirdiğimiz çayırlarda kimyasal ürünler vardır. Daha uzun süre yeşil kalsınlar ve içlerinde ayrık otları olmasın diye. O yüzden o çayırlar da kanserojen. Çocuk orada yuvarlanıyor, oynuyor, zıplıyor, eve geldiği zaman o kanserojen maddeleri de beraber getiriyor. Bunlara da dikkat etmeli. Yani çayır bile kanserojen.

O yüzden eski adetleri destekliyoruz. Eve gelindiğinde dışarıda giyilen ayakkabı mutlaka çıkarılmalı. Çünkü bu dışarıdan gelen kanserojen maddelerin bütün eve dağılmasına neden oluyor. Zaten o maddeleri en çok tutan da halılar!

Peki çocukların beslenmesi?
Çocuk annenin aldığı gıdayı alır. Yani annenin çok akıllıca beslenmesi lazım. Çocuklarımızı fast fuddan korumalıyız. Özellikle yoğurt kültürü vermeliyiz. Gökkuşağının bütün renklerindeki yiyeceklerden faydalandırmalıyız çocukları. Balık yemelililer, civasız balık ama. Fast fud haftada üç kereden fazla verildiğinde lenfoma, beyin tümörü 3 kat fazla oluyor. O yüzden tavsiyem haftada bir, hatta 15 günde bir fast food yemesi çocukların. Kırmızı etten büyüme çağında haftada iki kere yiyebilirler. Asıl balık yemeliler. Beyaz et terbiyesi vermek lazım çocuklara.

Hormonlu gıdalardan uzak durmalı, aksi takdirde biliyorsunuz kızlar çok erken adet görüyor, 8 - 9 yaşında adet gören kızlar var. Bu çok tehlikeli bir olay! Meme kanserine yol açabilen bir olay! Erken adet görmek, geç menapoz kadınlar için meme kanserinin en önemli nedenlerinden biri.

Bire beş yeşil yemek lazım, bol spor yaptırmak lazım çocuklarımıza. Çünkü gelecek nesilde o kadar çok kanser olacak ki belki böylelikle riski biraz azaltabiliriz. 20 sene sonra çok daha erken kanserlere rastlayacağız.

Epigonom denilen bir madde var vücutta. Bu madde kanser geldiği zaman gene kapatma emri veriyor, gene “ Korun” diyor. Pestisitler anne babadaki epigenon maddesini yok ediyor. Epigenon olmadığı için de çocuklar kansere çok açık oluyorlar.

Annelerin özellikle petrol ürünlerinden kaçması gerekiyor. Herşey petrol ürününe giriyor, plastik, deterjan…O yüzden bazı ülkelerde petrole şeytanın dışkısı derler.

Yani o kadar zararlı…Şeytanın dışkısı denecek kadar zararlı…

Bir de radyasyon var. Kullandığımız teknolojik ürünlerin hemen hepsinde hem de…Ondan nasıl korunmalı?
Genellikle cep telefonları ile 30 saniyeden fazla konuşmayın diyoruz. En fazla bir dakika. Ya da kulaklık takın. 10 sene sonra beyin tümörleri iki katına çıkacak. Her ne kadar büyük telefon üreticileri tehlikeyi en aza indirdiklerini söylüyorsa da araştırmalar telefonların büyük radyasyon yaydığını ve beyin tümörlerinin iki katına çıkacağını gösteriyor. Televizyon en azından 5 metre ve ya 7 metre mesafeden seyretmemiz gereikor. Baz istasyonlarından 1 kilometre mesafede olmamız lazım.

Sadece insanlar mı etkileniyor bu radyasyondan, pestisitlerden?
Tabii ki sadece insanları değil diğer memelileri de etkiliyor. Beyaz balinaların nesli tükenmek üzere, sebebi de dörtte birinin kolon kanserine yakalanmaları. Nedeni körfezağızlarındaki zehirli artıklardan etkilenmeleri. Örneğin Kaliforniya’da deniz aslanları iki sene önce ölü olarak sahile vurdular. Bunların yüzde 20 sinde genital kanser bulundu. Washington’daki bir nehirdeki balıklarda 16 cins kanser tespit edildi. Köpeklerde mesane kanseri son zamanlarda 6 kat arttı.

Yani durmadan dünyayı zehirliyoruz.
Ama kanser tedavisinde çok büyük ilerlemeler var, çok büyük paralar harcanıyor. 2025 yılında 300 milyar dolarlık kazanç sağlayacak ilaç firmaları. Bu kazancın yüzde 10’unu yüzde 20’sini çevre sağlığına harcamış olsalar kansere yakalanma oranı çok daha azalacak. Zaten 1990’a kadar hep kanseri yeneceğiz, ilaçları yok edeceğiz diye uğraşıyorduk. Fakat yok etmek bir yana kanser geliyor çığ gibi. Kansere tutulmak iş değil. En önemli laf şu “Bir korunma bin tedaviden evladır”. Korunmak çok önemli. 1990’dan sonra korunmaya önem verme başladık. Kanserden korunmak çok önemli. Kanser milyonlarca dolar da devlete ekonomik yük getiriyor, hastaya yük getiriyor, aileye yük getiriyor.

Peki ne yapacağız. Büyükşehirlerde yaşıyoruz organik yiyecek bulma, egzosdan kaçma, radyasyondan korunma gibi şanslarımız yok. Ne kadar korunabiliriz ki?
Bu kansere yol açan faktörleri devlet yavaş yavaş kaldıracak kanunlarla…

Devleti bekleyene kadar…Biz kişisel olarak ne yapabiliriz, madem bir korunma bin tedaviden evla?
Balkonda kendine bir yer yapacak biberini yetiştireceksin, domatesini yetiştireceksin. Kendine ufak bir tarım bahçesi yapacaksın, çok güvendiğin tescilli olduğunu bildiğin organik gıdalardan yemeye çalışacaksın. Bol yeşil tüketeceksin, bol meyva yiyeceksin. Hiç değilse haftada bir iki gün yeşil bir yerde 5 - 6 saat yürüyeceksin. Kozmetiklerden kaçacaksın, bütün kullandığınız kozmetik şampuanlar, saç boyaları, cilt kremleri kanserojendir. Özellikle cilt kremlerine cildi gergin tutsun diye bakır konulur, o da kanserojendir ayrıca kanserin damarlanmasını da artırır.

Evdeki çamaşır makinasında doğal deterjan kullanacaksın, bulaşık makinasında bulaşığını yıkadıktan sonra muhakkak sirkeli veya limonlu suyla çalkalayıp öyle sofraya koyacaksın.

Eve ayakkabı ile girmeyeceksin. Halıları çok kuvvetli süpürgelerle temizleyeceksin. Evi devamlı havalandıracaksın. Evde plastik kap, alümünyüm kap kullanmayacaksın. Onun yerine porselen, çelik ya da cam kullanacaksın.

Genellikle zeytinyağı tüketeceksin. Gökkuşağının tüm renklerindeki meyve ve sebzelerden hergün ufak parçalarda olsa muhakkak tüketeceksin.Yemeğe ete karşı bire oranında beş sebze atacaksın.

Temizlik yaparken fısfıslı ürünleri değil de kendin evde ürettiğin sirkeli ürünleri tercih edeceksin. Gümüş parlatırken, ocak silerken filan…Oda spreyi sıkınca odadan dışarı kaçacaksın. Koltuk altı spreyi kullanmayacaksın. Zeytinyağlı sabunlar veya defne sabunu kullanacaksın. Kafanı ya o sabunlarla ya da bebe şampuanıyla yıkayacaksın.

Çin mallarından kaçacaksın. Çin mallarında kanserojen madde, çok fazla! Gıdalarında, bütün plastik maddelerinde, oyuncaklarında, hatta üzerimize giydiğimiz ketenlerinde bile. Boyaları zehirli, kalitesiz ve kanserojen! O yüzden isim değiştirdiler şimdi, made in PRC yazıyor üzerinde artık. Made in China yazmıyor artık.

Sigara çok önemli, sigarada 4000’in üzerinde kanserojen madde var. Bir de kanseri iyice artıran bazı maddeler de var. Amonyak gibi, siyanür gibi, arsenik gibi örneğin…

Yani mücadeleni biraz da kendin yapacaksın. Devlet de kanunlarla kanserojen maddelerin kullanımını kontrol altına almalı, ama sen de yapacaksın!

GAZETEPORT,kaynak,vatan

Dünyanın ilk çift kol nakli

İki kolunu birden kazada kaybeden çiftçiye, 16 saatlik operasyonla 20 yaşındaki gencin kolları başarıyla nakledildi

DIŞ HABERLER

 Dünyanın ilk çift kol nakli
. Münih’te bulunan Klinikum rechts der Isar Hastanesi’nde iki kolunu da bir kazada kaybeden 54 yaşındaki çiftçiye, 18-20 yaşlarındaki bir gencin kolları nakledildi. 40 cerrah, hemşire ve doktordan oluşan bir ekibin gerçekleştirdiği ameliyat tam 16 saat sürdü. Doktorlar, kolun renginin hastanın bedenine uyması için geçen kasım ayından beri donör arıyordu. Bir trafik kazasına kurban giden donör, kolları ameliyata yetiştirilsin diye birkaç gün yaşam destek ünitesi ile hayatta tutuldu. Kesilen kollar önce soğuk bir kapta muhafaza edildi. Ancak bir sorun vardı. Donmuş kan bulunan kollar, hastaya nakledildiğinde hayati tehlike oluştururdu. Doktorlar, bu problemi de kollara kan akışını keserek buldu.

2 yıl bekleyecek

Nakil ekibinin lideri Prof. Edgar Biemer, hastanın vücudunun kolları reddetme olasılığı olduğunu ve kolları kullanması için en az 2 yıl beklemesi gerektiğini söyledi. Prof. Biemer, “Ondan piyano çalmasını beklemiyoruz. Ama en azından yaşam kalitesi artacak” diye konuştu. Dünyanın ilk uzuv nakli, Eylül 1998’de Fransa’da yapılmış, Yeni Zelandalı bir hastaya bir başkasının eli nakledilmişti. 2,5 yıl önce de yine Fransız doktorlar, dünyanın ilk yüz naklini gerçekleştirmiş ve İsabelle Dinoire’a (38) kadavradan alınan burun ve çene nakletmişti.

Cep telefonu kullananlar dikkat!

Cep telefonunu çalıştığınız ve uyuduğunuz yerde kendinizden en az 60-70 santimetre uzakta tutun!

AA


Akdeniz Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özen, cep telefonlarının beyin tümörleri ve alzheimer gibi rahatsızlıklara neden
olabildiğini belirterek, "Cep telefonunu çalıştığınız ve uyuduğunuz yerde kendinizden en az 60-70 santimetre uzakta tutun" uyarısında
bulundu.

Şükrü Özen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cep telefonunun insan sağlığına zararları konusunda tanımlanmış güvenlik standartlarında henüz bir konsensüs sağlanmadığını, bu konuda ülkelerin farklı kriterleri olduğunu ifade etti. Cep telefonlarının insan sağlığına zararları
konusunda bir ölçüt olması gerektiğini vurgulayan Şükrü Özen, şöyle konuştu: "Cep telefonunun zararları konusunda her geçen yıl çok sayıda araştırma yapılıyor, bunların sonuçları yayınlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün bu konuda çalışmaları var. Çok daha düşük seviyeli, uzun süreli elektromanyetik dalgalara maruz kalan insanların biyolojik yapılarında
negatif etkilerin ortaya çıktığını gösteren çalışmalar yayınlanmaya başladı. Cep telefonlarının özellikle beyin tümörleri, unutkanlık, uyku hali, alzheimer gibi yan etkilerinden bahsediliyor. Özellikle çocuklar,
biyolojik yapıları yeni gelişmekte olduğu için çok hassas gruplar. Onun için çocuklarda cep telefonu kullanımının yasaklanması, izin verilmemesi öneriliyor."

-KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?-
Şükrü Özen, cep telefonu teknolojisinin günlük hayatta kullanımının kaçınılmaz olduğunu, ancak insan sağlığına olumsuz etkilerinin önüne
geçmek için de bazı önlemler alınabileceğini anlattı.

Cep telefonlarının kişinin bulunduğu noktadaki en yakın aktarıcıyla iletişim kurduğuna dikkati çeken Özen, cihazın kişi telefonla
konuşmazken bile sürekli sinyal linki olduğunu vurguladı. Cep telefonlarının pasif de olsa sürekli çalıştığını ifade eden Özen, şöyle
devam etti: "Burada kullanıcı açısından pratik bazı önlemler var. Cep telefonunu çok uzun süre ve aynı kulakta kullanmamak başlıca önlemlerden birisi.

Cep telefonu bir muhabbet aracı değil, ihtiyaç aracı. Bu yüzden konuşmaları fazla uzatmamak lazım. Ayrıca vücutta taşımamak da önemli.

Kalbe yakın bölgelerde, gömleğin cebinde taşıyanları hepimiz görüyoruz.

Boynuna askılarla asanlar var, özellikle kadınlar. Çanta varsa çantadataşınmalı. Cep telefonunu çalıştığınız ve uyuduğunuz yerde kendinizden en az 60-70 santim uzakta tutun. Küçük mesafe gibi görünse bile cep telefonunuzu kendinizden uzak tutmanız önemli bir koruma sağlar." Özen, cep telefonlarının en yakın istasyona bağlanması sırasında eğer
ortam müsait değilse daha fazla güç harcadığına da dikkati çekti.

Bina içinde, önleyici faktörlerin olduğu bir yerde bulunulması halinde cep telefonunun linki sağlamak için gücünü artıracağına işaret eden
Özen, "O zaman telefon daha yüksek güç harcayacak, zorlandığı için de yaydığı alan seviyesi yükselecektir. Araç içindeyken cep telefonuyla konuşmak da riski artırır. Araç metalik bir gövdeye sahip olduğu için
araç içinde mümkün olduğu kadar cep telefonuyla konuşmamak gerekiyor" dedi.

-"ALIRKEN SARJ ÖZELLİĞİNE BAKIN"-
Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özen, cep telefonuyla konuşurken ortaya çıkan enerjinin vücuttaki özgül soğrulma oranının SAR (Spesific Absorption
Rate) ile ölçüldüğünü belirterek, "SAR'ın birimi watt/kilogramdır. Yani bir kilogramda depolanan watt diye tanımlanır. Biz cep telefonlarında
SAR özelliğine bakılmasını tavsiye ediyoruz. Satın alırken de SAR'ı en düşük cep telefonunu tercih etmek gerekiyor" diye konuştu.

Biyonik göz geliştirildi

Amerikalı bilim adamları, insanın görme duyusunu kopya edebilen bir kamera geliştirmeyi başardı. Illinois Üniversitesi uzmanlarına göre yeni buluşta ışık eğimli bir yüzeyden yansıdığı için insan gözünün sağladığı kadar “gerçekçi” görüntüler alınabiliyor. Geleneksel kameralarda kenarların bulanık göründüğüne dikkat çeken uzmanlar, eğimli kamerayla bu sorunun çözüldüğünü belirtti. Biyonik gözü beyne bağlamak için araştırmalar ise sürüyor.,kaynak,vatan

İşte 100 yıl yaşamanın sırrı

Yeditepe Üniversitesi'nden bilim adamları tıpta çığır açacak bir buluşa imza attı

AA


Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin yönetimindeki bir grup bilim insanının yaptığı yeni programlamayla bundan sonra hücresel gen tedavisinin emniyetli bir şekilde yapılmasının önünün açıldığını bildirdi.

Çalışmanın kamuoyuna tanıtımı amacıyla Yeditepe Üniversitesi 26 Ağustos Yerleşkesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Dalan, eskiden insanda sadece göbek bağında ve daha sonra diş kökünde var olduğu ispatlanan kök hücreyi yeniden programlayarak bir nevi embriyonik kök hücre haline getirildiğini hatırlattı.


Embriyonik hücrenin özelliğinin çoğalarak, bölünerek, yeni hücreler yaratabilmesi, yani canlıdan canlı yaratma hadisesi olduğunu ifade eden Dalan, “Bunun için eskiden kordonlar saklanıyordu çocuklar doğunca... Arkadaşların teknolojisiyle bu kordon bankacılığı, diş bankacılığı artık dünyada sonuna gelmiş oluyor. Çünkü şimdi insanın bankası kendi dişinde saklı. Bu ispat edildi. Bunu daha kolay saklanır hale dişi değil de hücreyi saklayacak hale geldiler. İkincisi de şimdiye kadar yeniden programlama yapılmış. Ancak bunlar iyileştirme için hastalıklarda kullanıldığı zaman kendi içinde başka yan tesirleri olabiliyor. Kanserler olabiliyor, hastalıklar ortaya çıkartabiliyor. Bu ekibin yaptığı yeniden programlamada, bu yan etkiler tamamen ortadan kaldırılmış oluyor. Bunun anlamı da şu bundan sonra hücresel gen tedavisinin emniyetli bir şekilde yapılmasının önü dünya çapında daha emniyetli şekilde açılmış olacak. Gen tedavisi dediğinizde kanserden tutun, aklınıza ne geliyorsa bir sürü hastalıkların daha emniyetli bir şekilde hücresel gen tedavisi yoluyla tedavi edilmesinin yolu açıldı. Karaciğer hastalıkları, bir sürü hastalıkların dolasıyla genetik olarak emniyetli bir şekilde tedavi edilebilmesinin yolu bugün itibarıyla açıldı.”


Dalan, bu teknolojinin dünyada ilk olduğu, son derece geniş araştırmalarla yapıldığını ve bulunduğunu ifade ederek, patent için müracaatın da gerçekleştirildiğini bildirdi.

SİVRİSİNEKLER YOK EDİLECEK

Üniversitenin Genetik ve Biyomühendislik Bölümü'nce daha birçok önemli çalışmanın yapıldığını belirten Dalan, insanlık için tehlike oluşturan sivrisinekleri tümüyle yok edecek çalışmaların üniversitede tamamlandığını söyledi. Dalan, “Çalışmalar inşallah tamamen bittiğinde, insanın bir düşmanı daha yer yüzünden yok olacak. Sivrisineğin larvasını tamamen yok eden çalışmalar bakteriyel çalışma ile bitirildi” dedi.

Bölüm bünyesinde yapılacak çalışmalar için 60 milyon dolar yatırım yapıldığını kaydeden Dalan, çalışmalar ilerledikçe yatırımlarının artacağını ifade etti.,kaynak,vatan

Dişçi kabusuna son!

Bu yöntem anesteziye alerjisi olanlara, hamileliğinin ilk 3 ayında diş tedavisi gerekenlere ve dişçi koltuğundan korkanlara umut oldu

ANKA


Yeni diş lazeri anesteziye alerjisi olanlara, kronik hastalıkları nedeniyle anestezi uygulanması riskli bulunanlara, hamileliğinin ilk 3 ayında diş tedavisi gerekenlere ve dişçi koltuğundan korkanlara umut oldu. Yeni lazer yöntemi, ağrısız, kansız, anestezisiz ve komplikasyon riski düşük tedavi olabilme imkanı sunuyor.

Oral Lazer Uygulamaları Derneği (OLUD) Kurucu Üyesi Diş Hekimi Gizem Berk, ANKA’ya yaptığı açıklamada, yeni diş lazeriyle, diş ve diş eti hastalıklarının tedavisinden diş estetiğine kadar her türlü işlemin yapılabildiğini söyledi. Dr. Berk, lazer yöntemi ile çürüklerin temizlendiğini, diş dolgularının, kanal tedavilerinin, kök ucundaki iltihapların kurutulduğunu belirterek “Ayrıca diş etindeki ve çene kemiğindeki her türlü cerrahi işlem ve estetik diş tedavileri yapılıp, diş eti şekillendirilebiliyor. Bunların yanı sıra diş rengi beyazlatılıyor, hassas dişlerin hassasiyeti gideriliyor, aft ve uçuk tedavileri yapılıyor” dedi.

-SESE, AĞRIYA VE KANAMAYA SON-
Dr. Berk, diş lazeri ile yapılan diş tedavilerinin, klasik yöntemlere göre avantajlı olduğuna dikkati çekerek, “Lazer ile dişe ve diğer dokulara temas edilmeden çalışıldığı için sürtünme, basınç, ısı ve titreşim olmaz. Ses duyulmaz ve lazer enerjisi, beyine ağrı iletimini kestiği için ağrı ya da basınç hissedilmez” dedi. Bu yöntem ile yapılan diş çürüğü tedavilerinde dolguların diğer yöntemden daha dayanıklı olduğunu ve daha uzun süre kullanıldığını belirten Dr. Berk şunları söyledi:
“Dolgu, yapıştırma esasına göre yapılır. Lazer yönteminde, dolgunun dişe daha iyi tutunması için bölge girintili şekilde oyulur. Bu nedenle dişe iyi tutunan dolgu daha sağlam olur, uzun süre kullanılır ve sonrasında hassasiyet hissedilmez. Ayrıca lazer kullanılan bölgelerde yüzde yüz dezenfeksiyon ve sterilizasyon sağlandığı için, o bölgede tekrar enfeksiyon oluşması ve çürük başlaması riski söz konusu değildir.”
Lazer ile yapılan cerrahi girişimlerde, hemen hemen hiç kanamanın olmadığını ifade eden Dr. Berk, cerrahi işlem sonrasında da ortaya çıkabilecek şişme ve komplikasyon ihtimalinin olmadığını, yaralı bölgenin daha kısa sürede iyileştiğini kaydetti. Berk, hastanın, tedavinin ardından günlük hayatını kolaylıkla sürdürebildiğini, konuşma ve yemek yemede zorlanma gibi olumsuzlukları yaşamadığını belirtti.

-YÜZDE 90’INDA ANESTEZİYE GEREK YOK-
Dr. Berk, lazer yöntemiyle yapılan tedavilerin yüzde 90´ında anestezi uygulanmadığını ancak kapsamlı cerrahi müdahalede anestezi yapıldığını söyledi. Anesteziye alerjisi olanların, böbrek ve kalp gibi kronik hastalıkları nedeniyle anestezi uygulanması riski bulunanların bu yöntem ile tedavi olabileceklerini belirten Dr. Berk, diş ve diş eti problemi yaşayıp da hamile olduğu için tedavi imkanı bulunmayanların da lazer ile sağlıklarına kavuşabileceklerini kaydetti.

-YARIM SAATTE DİŞ BEYAZLATMA-
Diş estetiğinin ve son yıllarda çok sık kullanılan ancak uzun süren diş beyazlatma işleminin de bu yöntem ile daha kısa sürede yapılabildiğini belirten Dr. Berk, “Dişler, lazer yöntemiyle, muayenehane ortamında tek seansta ve yaklaşık 30 dakikada 5-6 ton beyazlatılabiliyor” diye konuştu. Dr. Berk, klasik yöntemlerle hiçbir şekilde önlenemeyen ve tedavi edilemeyen aftlar ve uçukların da kolaylıkla iyileştirildiğini anlatarak, yöntemin diğer avantajlarını şöyle sıraladı:
”Diş etlerinde genetik olarak aşırı derecede mor renklenme bulunan hastalarda, 3 veya 4 seans boyunca lazer ile peeling yapılarak sorun halledilebiliyor. Estetik diş hekimliği uygulamalarından porselen lamineler ve kuronlar yapıştırılmadan önce diş yüzeyine lazerle anestezisiz olarak aşındırma yapılabiliyor. Böylelikle kronların düşme riski tamamen ortadan kalkıyor. Diş eti iltihapları ve kanal tedavilerinde de lazer enerjisinin ortamda yarattığı sterilizasyon sayesinde tedavinin başarı oranı artıyor.

-MUTLAKA UZMANLAR TARAFINDAN YAPILMALI-
Lazer yöntemini, bu konuda özel eğitim almamış diş hekimlerinin kullanmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Gizem Berk, hatalı ya da yanlış kullanım sonucunda istenmeyen dokuların zarar görebileceğini, kemikte yanma ya da iltihap olabileceğini söyledi. Dr. Berk, diş hekimlerinin yüzde 90´ında bulunan mavi ışıklı cihazın lazer olarak düşünülmemesi gerektiğini, lazerle tedavi adı altında hastaların yanlış bilgilendirildiğini de vurgulayarak, “Bu güçlendirilmiş gün ışığıdır ve beyaz dolgunun sertleştirilmesi için kullanılır. Lazer cihazı değildir. Hastalar, lazer cihazını ve hekimin sertifikasını görmeli” uyarısında bulundu.

Etiketler:   dis  korku  lazer 

Nezle iki saatte tedavi edilecek

AVUSTRALYALI bilim adamları nezle tedavisinde kullanılacak bir hap geliştirdi. Deneyleri devam eden BTA798 adlı ilaç, nezleye sebep olan virüsün içine girerek, virüsün vücut hücrelerine sızmasını engelliyor. İlacın burun akmalarını birkaç saatte iyileştirebileceği belirtiliyor. İlacın beş yıl sene içerisinde piyasada çıkması bekleniyor.

D vitamini de ömrü uzatıyor

İsveç’İn Gıda Maddelerini Denetleme Kurulu, vatandaşlara uzun yaşamaları için D vitaminini tüketmeleri tavsiyesinde bulundu. ABD ve İsveç’te yapılan son araştırmalar, D vitamini eksikliği olanların, bu vitamine yeterli derecede sahip kişilere göre daha az yaşadığını ortaya koydu. Ölen 1806 kişinin verilerini inceleyen uzmanlar, D vitamini yönünden zengin yiyeceklerle beslenenlerin diğerlerine oranla daha uzun yaşama şansının yüzde 26 oranında arttığını belirledi.,kaynak,vatan

Bronz ten için değer mi?

Uzmanlardan bronz ten sevenlere kötü haber! "Sağlıklı bronzlaşma" mümkün değil

AA


Yeditepe Üniversitesi Hastanesi
Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Emel Erkek, "sağlıklı bronzlaşma"
olmadığını belirterek, "Bronzlaşmak, deri yaşlanmasını peşin olarak
kabullenmek ve deri kanseri riskini göze almak demektir" uyarısında
bulundu.

Doç. Dr. Erkek, bronz tene kavuşmak isteyenlerin aldıkları risklere ve
bu risklerden korunma yollarına yönelik yaptığı yazılı açıklamada, deri
yaşlanmasının büyük oranda güneşle ilgili olduğunu, bu nedenle yazın
saat 10.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca güneş altında
kalınmaması, ayrıca sürekli güneşten koruyucu kremler kullanılması
gerektiğini bildirdi.

Deri yaşlanmasında başlıca rolü yüzde 80'lik bir oranla güneş
ışınlarının oynadığını belirten Erkek, bunun yanı sıra yaş faktörünün
yüzde 10, yer çekimi, stres, sigara içimi, hormonal, genetik gibi diğer
nedenlerin de yüzde 10 oranında etkili olduğunu vurguladı.

Doç. Dr. Erkek, "fotoyaşlanma" adı verilen güneş ışınlarına bağlı
yaşlanmanın, güneşe maruz kalan el üstleri ve yüz gibi bölgelerde
belirgin olarak görüldüğünü, sık sık tatile gitme, solaryuma girme gibi
son yıllarda değişen hayat tercihlerinin tehlikelerine işaret etti.

Bu nedenle deri kanserlerinin Türkiye'de hızla arttığını vurgulayan Emel
Erkek, açıklamasında, "(Sağlıklı bronzlaşmak) gibi bir fenomen yoktur.

Bronzlaşmak, deri yaşlanmasını peşin olarak kabullenmek ve deri kanseri
riskini göze almak demektir" ifadesine yer verdi.,kaynak,vatan

Güneş ışınlarının zararlı olan dalga boylarının deride güneş yanığı,
güneş alerjisi, deri yaşlanması, kırışıklıklar, sarkmalar, damar
genişlemeleri, kahverengi lekeler, tümör ve kanserlere yol açabildiğini
vurgulayan Erkek, özellikle beyaz tenli, açık renk gözlü, sarı-kızıl
saçlı kişilerin, sürekli dışarıda çalışanların ve spor yapanların deri
kanserleri için risk grubunu oluşturduğunu anlattı.

Doç. Dr. Erkek, vatandaşların bilinçlenmeleri ve güneşten korunmayı
öğrenmeleriyle bu tür kanserlerin de azalma göstereceğini ifade etti.

KORUYUCU KREMLERİN ÖNEMİ

Doç. Dr. Emel Erkek, güneşin zararlı etkilerinden korunmak için
yapılması gerekenler konusunda da şu önerilerde bulundu:
"Mutlaka koruyucu özellikte geniş kenarlı şapka, kenarları da kapalı
koyu renk gözlük kullanılmalı. Dışarı çıkmak zorunlu ise gölgede
oturulmalı ve uygun giysilerle vücut korunmalıdır. Bu önlemlere rağmen
bir miktar güneşe maruz kalınması kaçınılmazdır. Bu nedenle güneşten
koruyucu kremler kullanılmalıdır. Çocukluktan itibaren güneşten koruyucu
kremlerin düzenli kullanılması ile deri kanserleri yüzde 70 oranında
azalma göstermektedir. Bu kremler ayrıca en önemli anti-aging
kozmetiklerdir.

Güneşten koruyucu kremlerde markadan ziyade koruma faktörü ve uygulama
sıklığı önemlidir. Bu kremlerin koruma faktörü adı verilen numaraları
vardır. Genel olarak bu numara arttıkça güneşten korunma oranı artar.

Etkili bir korunma için numarası 15'ten büyük olan geniş spektrumlu
güneşten koruyucu kremler tercih edilmelidir. Yüz için tercihen faktör
30 ve yukarısı daha uygun olur. Bu kremler dışarı çıkmadan yarım saat
önce yüz, boyun, dudaklar, kulak üstleri, boyun ve erkeklerde saçsız
kafa derisi de dahil tüm açık bölgelere sürülmeli, 4 mevsim boyunca ve
hayat boyu kullanılmalıdır. Bu kremlerin etkinliği terleme, sürtünme ve
denize girip çıkma ile azalmaktadır."
Doç. Dr. Erkek, güneş kremlerinin kış aylarında günde 1-2 kez, kayak
sırasında ve yaz aylarında 2 saatte bir veya daha sık uygulanmasının
önemine işaret ederek, ayrıca ultraviyole ışınların camdan da
geçebildiğinden, balkonda veya pencere önünde otururken dahi
kullanılması gerektiğini belirtti.